Filmlerin deşifreleri:
1.film: Ece Koç
Ece Koç: Nişantaşı Anadolu lisesini dereceyle bitirdim daha sonra İstanbul Üniversitesi İngilizce iktisat fakültesini bitirdim. Şu an eşimle birlikte özel bir şirketimiz var kendimizin kurduğu, orada çalışıyorum. 18 yıllık evliyim, 17 yaşında da bir oğlum var.
Sunucu: Allah bağışlasın ne kadar güzel.
Ece Koç: Muhafazakar bir hayat yaşıyorum. Milliyetçi muhafazakar. Dindar bir hayat yaşıyorum eşimle birlikte.
Sunucu: Tabi ki insan inandığı zaman zorluklar çıkabiliyor ya da seninle aynı görüşü paylaşmayanlar oluyor, tabi ki herkesin aynı görüşü paylaşması mümkün değil, insanlar inanabilir, inanmayabilir başka bir dine mensup olabilir ama bu saygı çerçevesinde olmalı, birinin hayatı diğerinin hayatını etkileyecek ya da zorla ona bir şey yaptıracak tarzda olmamalı öncelikle sizi Allah’a inandıran neydi? Nasıl İslamiyet’i seçtiniz?
Ece Koç: İlk olarak 18 yaşında Harun Yahya’nın kitaplarını bir arkadaşım tavsiye etmişti. İlk oradan öğrenmeye başladım. İman hakikatlerini okudum, çeşitli bilgileri okudum. Allah’ın varlığı, birliği, çeşitli delilleri, göklerde yerde bulunan bütün delilleri gördüm. Belgesel filmlerini izledim. Onlardan sonra düşündüm, Allah’ın verdiği nimetlerin çok fazla olduğunu tek tek sağlığımın, güzellik her türlü verilen nimet, para, pul her türlü şey, bunları Allah verdiğini, ama Allah’ın birgün bunların hepsinin hesabını soracağını düşündüm. Onun için Allah’a yöneldim.
Sunucu: Peki aileniz nasıl karşıladı? Hayat tarzınızın değişmeye başlamasıyla birlikte, çevreniz?
Ece Koç: Pek olumlu karşılamadılar. Çünkü bulunduğum çevre o kadar dindar bir çevre değildi. Oturduğum semt, okuduğum okullar, genelde olumsuz bir tepki ile karşılaştım, sürekli başka şehre yollamaya çalıştılar, başka türlü şeyler yaptılar. Hep uzaklaştırmaya çalıştılar dindar arkadaşlarımdan ya da okuduğum kitapları, Kuran’ı benden hep uzak tutmaya çalıştılar, beni dinimden uzaklaştırmaya çalıştılar. Ama hiçbir şekilde yılmadım. Allah’ın hak olduğunu, Kuran’ın hak olduğuna çok çok emin oldum. Beynim buna tam kanaat getirdi, tam inandım. Hiçbir şekilde bu yoldan dönmeyeceğime Allah’ın izniyle karar verdim. O günden beridir her zaman Allah’a imanımı arttırarak, Allah korkumu, Allah sevgimi arttırarak devam ettim. Buna Harun Yahya’nın çok çok vesilesi olmuştur. Sürekli onun kitaplarını hala okuyorum. İmanımı
Sunucu: Farklı kitaplar da okuyorsunuz tabi.
Ece Koç: Tabi farklı kitaplar da okuyorum ama asıl Kuran ahlakına dayalı gerçek imana hak olan dini Harun Yahya’nın kitaplarında çok net ve güzel delilenmiş olarak buluyorum. Çok hikmetli olduğunu gördüm.
Sunucu: Çok güzel
Ece Koç: O yüzden onu tercih ediyorum öncelikli olarak. Bu mahkemede ikisi de olumsuz yönde ifade verdiler. Sonra bizde tabi bunun gerçek dışı olduğunu hem basına açıkladık hem de mahkemede ifade verdik, savcının önünde hem şahitlerin önünde. 37 yaşında aklı başında evli barklı insanlar olduğumuzu yani böyle bir baskı altında olmanın öyle bir şeyin mümkün olmadığını ve kesinlikle aile içi sorunlardan dolayı görüşülmediğini yani bunu BAV’la alakalı gibi kılmak, 25 yıl oradaki suçsuz insanları mahkum ettirmeye çalışmak çok saçma. Bunun için dilekçe verdik ve ifade de verdik. Zaten benim eşimin ailesi ehl-i sünnet inancına inanan kişiler. Sürekli gidip geliriz, onlarla birlikteyim, kızları gibi görürler beni zaten. Demeç de verdi kayınpederim, bu konunun babamların attıkları iftiraların hepsinin yalan olduğunu, geçersiz olduğunu. Hepsini söylediler.
Sunucu: Tabi insan ister istemez kafası karışabilir, kim doğru söylüyor, neden bu olaylar gündeme geliyor? Neden aileler kızlarına karşı böyle bir tutum içerisinde. Bunlar tabi ki merak ediliyor bazı insanlar acaba kim doğru söylüyor diyebilirler o yüzden biz hem neden iman ettiniz hem hoş bir sohbet yapalım, hem de bunları konuşalım istedik. Tabi ki her zaman söylüyoruz aileleriniz istediği zaman, istediği an onlara da kapımız açık onlar da görüşlerini bizlerle paylaşabilirler. Ben şunu soracağım size. 17 yaşında oğlum var dediniz, nasıl çocuğunuzla ilişkileriniz?
Ece Koç: Çocuğum küçük yaşta evlendiğimiz ve öğrenciyken doğduğu için ailem bakıyordu en başta. Daha sonra almak istediğimizde bizim eşimle ikimiz ehl-i sünnet inancına bağlı olarak yaşıyoruz. Dini hükümlerinin hepsini yerine getiriyouz, namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, helallere haramlara dikkat ediyoruz. Ama onlar bizim tam tersimiz yönde ailem babam o şekilde yetiştirmediler onu ve bize karşı yönlendirmeye başladılar ve 1,5 – 2 yıldır şu an bizimle görüştürtmüyorlar onun da aynı şekilde fikirleri etkileneceği için. Halbuki şu an çok tehlikeli bir dönem içinde yaşıyoruz, o yaşta bir çocuğun nasıl bir durum içerisinde olduğu, kimlerle arkadaşlık ettiği, ne yapar ne eder. Aynı şehirdeyim ama 2 yıldır görüşmüyorum.
Sunucu: Peki hiç demediniz mi ben İslamiyeti seçtim baba niçin buna karşı çıkıyorsun diye.
Ece Koç: Söylüyorum ama o hiçbir şekilde o zaten kendi nüfus kütüğünde din hanesine dini belli değil diye yazdırmış. Yani bu kadar dine karşı olan bir insan. Hiçbir şekilde tasvip etmedi.
Sunucu: Eskiden de böyle miydi siz? Yoksa sizden sonra bir şeye mi bindi daha çok bir iddiaya mı bindi?
Ece Koç: İddia gibi bir şey. Böyle yani daha farklı bir şey oldu. Ama küçük yaştan beri zaten o devletin çok üst düzey kademelerinde çalışan bir kişiydi ama haksız menfaat elde etti, bunlara ben çok şahittim, onu kez çok uyardım, ahlaki yönden bunların uygun olmadığını, hiçbir şekilde bunları yapmamasını, çok güzel ahlaka davet ettim, ehl-i sünnet inancına davet ettim, namaz kılmasını söyledim. Ama yanaşmadı kini o dönemden başladı, tabi ki çocuğu da o şekilde yönlendirmeye başladı ondan sonra. Tabi öyle olsa ben niye eşimin ailesiyle görüşeyim? Sürekli yani her birkaç günde bir onlar bizde biz onlardayız, yani öyle bir şey olmazdı onların iddiaları doğru olmuş olsaydı
Sunucu: Peki hiç etkilendiğiniz oluyor mu bu tarz ortamlardan bu tarz sıkıntılardan?
Ceylan Özbudak: Müslüman inşaAllah böyle bir baskı altında daha çok imanı güçlenir. Kararlılığı da güçlenir. Benim de öyle oluyor. Benim de imanım artıyor. Çok aslında o anlamda…
Ece Koç: Hak davada olduğunu insan çok net anlamış oluyor. Allah yolunda çünkü birçok zorluk gelebilir. Zorluk gelmesi de gerekir, orada imanımızın derecesini Allah deniyor İnşaAllah.
Tülin Marangozoğlu: Peygamberlerin, Salih müminlerin başlarına gelen bu zaten hep.
Ece Koç: Cennete girmek için insanın birçok yönden kendini eğitmesi gerekiyor.
Sunucu: Kesinlikle. En kısa zamanda çocuğunuzla görüşmeyi
Ece Koç: Tabi çünkü onların iddiaları benimle görüştürülmediği gibi iddiada bulunuyorlar. Gençlik çalınmış, o tarz iddialarda bulunuyorlar. Halbuki asıl gençliği çalan onlar, çocuğumla görüştürmeyen onlar, asıl onlara sormak lazım bunun gerçeği nedir diye.
2.film: Ceylan Özbudak
Sunucu: Ceylan Hanım da biraz kendin bahsetsin öncelikle
Ceylan Özbudak: Evet, ben 27 yaşındayım, bende evliyim.Kolej mezunuyum, İstanbul üniversitesi İngilizce mütercim tercümanlığı bitirdim. Simultane tercümanlık yapıyorum şu anda da .
Sunucu: Evet
Ceylan Özbudak: Mütedeyyin bir insanım, dindar bir insanım. Atatürkçüyüm, milliyetçiyim.
Sunucu: Sizi etkileyen neydi, İslam dinini seçmenizde ve yaşamaya başlamanızda ve siz nasıl bir hayat yaşardınız önce, her şeyden önce, bu da önemli, nasıl bir çevreniz vardı.
Ceylan Özbudak: Ben tabii baştan beri ehli sünnet inancındaydım, ama çevrem çok değişikti, yaşayışım çok değişikti. Bir kere tabii çocukluğumuzdan beri bize öğretilen, öğretilmeye çalışılan, kabul ettirilmeye çalışılan bir Darwinizm var. Bu Yaratılış’ın karşıtı olan-
Sunucu: Aileniz de ateist mi?
Ceylan Özbudak: Ailem dine muhalif düşünceleri olan insanlar, benim babam etrafı tarafından böyle dolandırıcı olarak bilinen,işte safari 1 operasyonuna ismi karışmış, onlarca davada böyle yıllardır yargılanan bir insan.Dolayısıyla onların çok tasvip ettiği bir durum değildi bu baştan beri. Fakat ben özellikle üniversiteye başladıktan sonra bu konuyu daha çok araştırmaya başladım, çünkü vicdanen bir rahatsızlık hissetmeye başladım. İnsan yaratıldığını hissedince, bir Yaratanın olduğuna kesin olarak iman edince, ne için yaratıldığını, ne amaç ile yaratıldığını da tabii düşünmeye başlıyor. Ve ben Adnan Oktar’ın eserlerini okumaya başladıktan sonra imanım daha derinleşti, çok daha gelişti, çok faydalandım. Çok şükür bana çok faydalı oldu ve daha çok vicdanımı kullanarak hareket etmeye başladım eskiden vicdanımı kullanarak o kadar hareket etmiyordum, tabii o zaman ki yaşımın da getirdiği bazı düşüncelerle daha değişik davranıyordum. Fakat şu anda vicdanımın kabul ettiği dışında hiçbir şeyi yapmam. Tabii ilk başta ailem bunu kabul etmedi, şu anda hala karşı çıktıklarını biz görüyoruz televizyonlarda. Baskıyla ilk önce beni vazgeçirebileceklerini düşündüler, baktılar olmadı, ondan sonra işte kaçırdılar eziyet ettiler yine baktılar o da olmadı şu anda da benim arkadaşlarımı yirmi beş yıl hapse mahkum etmeye çalışıyorlar fakat tabii bundan da bir sonuç çıkmaz, yani beni dünyanın başka bir tarafına götürüp tek başıma koysalar, benim beynimdeki inanç zaten benimle beraber gelir, yani ben imanımdan asla vazgeçmem.
Sunucu: Hiç öyle uzlaşamıyor musunuz ailenizle, yani bir ortak nokta bulunamıyor mu?
Ceylan Özbudak: bizim aramızda çok şiddetli bir fikir ayrılığı var, ve onlar bu fikir ayrılığına karşı çok tahammülsüzler.
Sunucu: gönül isterdi ki hiçbir kimsenin hiç kimseyle bir sorunu olmasın. Özellikle ailesiyle
Ceylan Özbudak: evet
Ece Koç: Zaten güzel ahlak gösterseler zaten seve seve görüşürüz biz saygı da gösteririz.
Ceylan Özbudak: ben defalarca çağrı yaptım kendi aileme, gelin dedim biz bu hayatı bırakın, bakın ben size bakarım, hiçbir şeye ihtiyacınız olmaz dedim. Ama istemediler, yani bu şekilde yaşamak istediler
Sunucu: yani onlar bırakmaya da bilir, yani onlarda inandığı gibi yaşar
Ece Koç: Evet
Ceylan Özbudak: çok fikri sabit bir şekilde bu konuda inat ediyorlar. Ve beni bundan döndürmeye çalışıyorlar, Allah yolundan döndürmeye çalışıyorlar. Ama hiçbir şekilde bana etki edemezler.. İnşaAllah İslam ahlakı da hakim olacak, inşaAllah ben bütün Müslümanların bir arada olmasını istiyorum. Hiç kimse arasında artık ayrılık yapmasın, çünkü dünyadaki sorunların başka bir çözümü yok. Sadece İslam ahlakının hakim olmasıyla hepsi çözülür inşaAllah. O yüzden ayrılıkları herkes bıraksın, Herkes , bütün Müslümanlar birbirine destek olsun istiyorum.
Ece Koç: inşaAllah
3.film: Tülin Marangozoğlu
Tülin Marangozoğlu: Ben de Bilim Araştırma Vakfı üyesi Semih Marangazoğlu'nun eşiyim. Evliyim, 37 yaşındayım bende, Basın Yayın Mezunuyum, yüksek öğrenimimi orada gördüm. bu şekilde bende arkadaşlar gibi milliyetçi muhafazakar bir çizgide hayatımı sürdürüyorum. son derece dindar bir yaşantı sürdürüyorum.
Sunucu: Tülin hanım 37 yaşındasınız ve hayatınızın uzunca bir süresi belki de, sizin de diğer hanımefendiler gibi İslam’ı bilmeyerek, İslam ahlakını bilmeyerek geçti. Siz en çok neden etkilendiniz? Allah’ı önce nasıl tanıdınız?
Tülin Marangozoğlu: Aslında küçük yaştan beri Allah'a imanım vardı. Ama tabii ki gerçek anlamda İslam ahlakını tanımıyorum, yani biz İslam büyüklerinin kitaplarını, Said Nursi hazretlerinin kitaplarını bilirdim okurdum, babaannemden etkilenmiştim o dönem. Ama annem babamın dinle alakaları yoktu, zaten bayağı ahlaki zaafları olan insanlar, vergi kaçakçısı babam, zaten 26 trilyon cezaya mahkum oldu, onun dışında kumara düşkünlükleri olan bir aile, küçük yaşımdan beri sürekli bunlara şahit oluyordum ama ben onlardan daha farklıydım. Bir de 18 yaşımda, o dönemlerde özellikle Adnan Oktar’ın kitaplarıyla tanıştım ilk defa. O benim imanımın derinleşmesine vesile oldu, çok çok vesile oldu inşaAllah, Allah korkusu, Allah sevgisi, yani bunları o şekilde, o kitapların vesilesiyle daha iyi öğrendim. Eksik olduğumu çok net gördüm aslında yani tabii hiç çevremde de o kadar görmediğim için, İslam’ı bana güzel, örnek şekilde tanıtan hiç kimse yoktu.
Ece Koç: Anlatılan şeyler öyle olmuyor evet.
Sunucu: Evet, evet, çok önemli tabii ki çevre.
Tülin Marangozoğlu: Bu kitapların bende, hayatımın, bütün bakış açımın değişmesinde çok çok faydası oldu. İnşaAllah dünyada pek çok Müslüman’ın da bakış açısının değişmesinde çok faydalı olmuştur, bütün insanların imanına vesile olmuştur inşaAllah. Onun dışında sürekli olarak yirmi seneye yakındır zaten bu eserleri okuyarak, bu çalışmaları izleyerek kendimi geliştirmeye çalışıyorum.
Sunucu: Siz de mi ailenizle görüşmüyorsunuz?
Tülin Marangozoğlu: Bu en son, devletin, 2004 bir operasyon oldu ve çok yüklü miktarda vergi kaçırdıkları tespit edildi. Ben bunu öğrendikten sonra tabii, daha önceden kendilerine zarar veriyorlardı, bir şey demiyordum, ben elimden geldiği kadar anlatıyordum. Fakat bu olaya şahit olduktan sonra, tabii öksüz yetimin hakkına da gasp etmiş oluyorlar, Devletimize de haklarını gasp etmiş oluyorlar; o yüzden daha kesin bir tavır aldım. Yoksa bundan önce görüşmem vardı, yani sürekli görüşüyordum.
Sunucu: Şu an peki, yani hatalarını anladılar mı?
Tülin Marangozoğlu: Şöyle aslında, şöyle aslında, maalesef annem 2006 yılındaki bu davanın, Bilim Araştırma Vakfının davası var, beraat ile sonuçlanan, o davanın celselerinden birinde şahitlik yapmaya gitti, olumsuz yönde, tanıklık yapmaya gitmiş, yani ifade vermiş, benim kendileriyle görüştürülmediğim, baskı altında olduğum, gibi bir takım iftira, yalan beyanlarda bulunmuş ki çok saçma bunlar.
Sunucu: Hep de ortak bir ağız var
Ece Koç: Hep de öyle evet. Zaten birlikte ailelerimiz
Sunucu: Ailelerinizle görüştürülmediğiniz söyleniyor, ailelerinizle bağlarınızın koparıldığı söyleniyor. Bizim dinimiz anne babaya iyilik etmeyi, sürekli onları gözetmeyi emreder. Yani Allah’a inanan bir insan-
Ece Koç: Tabii böyle bir şey yapması mümkün değil zaten.
Sunucu: Yani bir baskı altında olmuş olsanız bundan vazgeçebilir misiniz? Annenizden babanızdan?
Tülin Marangozoğlu: Elbette ki zaten biz şu ana kadar ailelerimizle ilişkilerimiz, yani benim en azından son derece iyiydi. Yani onlarla iletişim içindeydim, anlatmaya çalışıyordum ama yine de ahlaken o kadar yani bildiğiniz gibi insanlar değil zaten. Her aile de illa ahlaklı bir yapıya sahip olmak durumunda da değil. Bazı nedenleri var tabi ki benim ailemin bana karşı bu şekilde öfkeli olmasının ben çünkü birtakım bilgileri resmi mercilere bu süreç içinde bildirdim zaten bu vergi müfettişlerinin incelemeleri sırasında ondan dolayı biraz tabi kindarlar, dolayısıyla benim böyle dürüst bir insan olmama vesile olan Sayın Adnan Oktar’a da kin duyuyorlar. Husumet içindeler. Bilim Araştırma Vakfı mensuplarına karşı da bu şekilde yani zincirleme bir olay aslında bu ama siz dediğiniz gibi ortak bir ağız var dediniz gerçekten de bazı odaklar tarafından yönlendirildikleri de çok belli yani kendi başlarına bunları yapamazlar.
Ece Koç: Çünkü niye hepsi aynı şeyi söylesin? Herkesin farklı sorunu olabilir, başka bir şey olabilir.
Sunucu: Evet, ben de o dikkatimi çekti, acaba bir suçlama, ya da neden böyle gibi sorgulamak değil de yani acaba sıkıntıları ortak mı diye, böyle bir ortaklık mı var sorunlarda diye çünkü bütün ailelerin sıkıntısı aynı gibi gözüküyor, Selda hanım da…
Tülin Marangozoğlu: Ama birkaç aile, birkaç aile bu.
Ece Koç: 3-4 aile.
Tülin Marangozoğlu: Sayın Adnan Oktar ve Bilim Araştırma Vakfı camiasına bu şekilde düşman olan odaklar dediğiniz gruplar özellikle böyle aileleri seçiyorlar. Bu şekilde ahlaki zaafları olan aileleri seçiyorlar, zaten onun dışındaki aileler böyle bir şeye kesinlikle tenezzül etmezler.
Ece Koç: Tabi
4.film: Selda İnal
Selda İnal: Ben 37 yaşındayım. Saint Pucherie Fransız kız orta okulunu bitirdim, Saint Benoit Fransız Lisesinden mezun oldum, sonra İtalyan Dili ve Edebiyatı'nı bitirdim İstanbul Üniversitesinde. Dil üzerinde benim uzmanlık alanım, o yüzden çevirmen olarak devam ediyorum şu anki çalışmalarıma. Ben de arkadaşlarım gibi Allah'a imanlı, Kuran'a ve Peygamberimiz'e bağlı bir Müslüman hayatı seçerek yaşıyorum inşaAllah şu anda.
Sunucu: Siz de biraz kendinizden bahsederseniz. Nasıl İslam'la tanıştınız? Sizi en çok etkileyen neydi bir bayan olarak. Nasıl örtünmeye karar verdiniz?
Selda İnal: 17 yıl sonra geriye dönüp baktığımda şu an Allah'a çok şükrediyorum. Allah vesile etti ve iman nasip etti. Nimetlerin en başında gelen inşaAllah insanın imanı. Allah'ı bilerek yaşamak, Allah'ı görerek yaşamak çok güzel bir nimet. O zaman baktığın gördüğün her yerde Allah'ı görebiliyor insan. Dünya çok kısa kalacağımız bir yer ve ahirette Allah bize sonsuz bir hayat nasip edecek inşaAllah. O zaman oraya göre hazırlık yapılması gerektiğini, yani dünyanın çok geçici olduğunu, ne kadar güzel nimetler de verilse Allah aslıyla en güzeliyle ahirette yaratıyor ve cennetle müjdeliyor Müslümanları.
İnşaAllah Müslüman ümit ve korku içinde yaşadığı için Allah nasip eder de inşaAllah cennetine kabul ettiği kullarından olurum diye dua ediyorum inşaAllah. Ece Hanım da üniversiteden arkadaşımdır. Bizim tanışıklıklarımız var. Tuba da mesela benim üniversite arkadaşımdır, o dönemde ben de Adnan Bey'in kitaplarını okumaya başlamıştım. Bir kere Adnan Bey'e şunu söylemek istiyorum. Çok büyük bir şeref, aynı dönemde yaşıyor olmamız. Çünkü bu kadar şerefli, güzel bir insanla aynı dönemde yaşadığım için Allah'a çok şükrediyorum, bundan çok gurur duyuyorum. Çünkü yazdığı eserler hakikaten benim de imanıma binlerce insanın imanına vesile oluyor. O kadar güzel anlatılmış bir dili var ki kitaplarının genelde karışık olan şeylerde insanlar biliyorsunuz sıkılır bir kenara çekilirler. Fakat Adnan Bey Kuran'la, hikmetle, ayetlerle onlara anlatarak, çok güzel iman hakikatleriyle dolu, çok güzel 250'nin üzerinde eseri olan bir insan. Bir insanın ömrüne bu kadar eserin sığması ve şu anda kendisi henüz genç yaşlarında, çok güzel bir şey. Ben konferanslarına gitmiştim bir dönem İstanbul'da Türkiye'nin birçok yerinde birçok konferans verdiler onu da takip etme imkanım oldu. Orda mesela evrim teorisinin olmadığını, bunların bize lisede bir kandırmaca olarak öğretildiğini, aslında insanı yaratan Allah'tır, evrim yoktur. Orda materyalist düşüncenin, Darwinizm'in olmadığını ve böyle bir mantıkla hareket edilemeyeceğini gördüm, bundan da aslında batıl bir inanç, kurtulmanın şeyiyle insan tamamen Allah'a yöneliyor. O yüzden ben de kararımı tam verdikten sonra, işte zaten konu budur. Bizim ailelerimiz bize bu şekilde müsamaha göstermediler, benim dindar bir hayat yaşamayı istememi, namaz kılmak istememi, kıyafetlerimi ona göre seçmemi, tesettüre dikkat etmemi, çünkü iffet ve namus Müslüman kadın çok önemli bir konudur. Güvenilir bir ortamda yaşamak.
Ben bundan 4 ay önce örtündüm, düşüncelerim olgunlaştıkça imanım inşaAllah Allah'ın istediği kamil imana yaklaştıkça ki Allah daha da artırsın diye dua ediyorum inşaAllah böyle bir şeye karar verdim ve kendimi çok huzurlu, çok mutlu hissediyorum. O yüzden bize söylenen şeyler artık 37 yaşındaki insanlar için gülünçtür, 2-3 yıl geçer aradan ya da lise öğrencisi olursunuz belki bir makuliyeti olur ama 37 yaşındaki bir insan için artık bu tarz iddiaların hiçbir makuliyeti yok. Onlar da zaten bunu kabul etmedikleri için demin de arkadaşlarım söylediler, bunlar 3-5 aile.
Sunucu:Ben size ileriye yönelik, ailenizle, hayalleriniz, hedefleriniz neler onu sormak istiyorum? Ne istersiniz, neler olmasını istersiniz?
Selda İnal: Ben can-ı gönülden İslam'ın dünyaya hakim olmasını istiyorum. Güzel ahlakın, Kuran ahlakının dünyada yaşanmasını istiyorum. Çünkü Allah ayetlerde de bildiriyor, bu sebeplerle düşünülecek bir şey değil, eğer Allah dilerse Allah'ın dilediği bir altınçağda Hz. Mehdi'nin geleceğine inanıyorum. Hz. İsa ile birlikte altınçağda dinin ve Kuran'ın yeryüzünde yaşanacağına inanıyorum ve bunun çok yakın olduğuna inanıyorum. bunun alametleri var. Kuran'da ayetlerin dışında hadislerde Allah'ın ve Peygamberimiz'in işaret ettiği bir takım işaretler var kıyamet alametleri olarak gördüğümüz şeyler. Bu işaretlerden bir kısmı da gerçekleşiyor ve ben güzel ahlakı çok öncelikli görüyorum, çünkü bu kadar savaşın, kargaşanın yaşandığı bir yerde güzel ahlakın, dostluğun, sevginin hakim olduğu bir ortamda bütün bunların çözüleceğini görüyorum. Bu yüzden de Adnan Bey'i ve onun eserlerini takip etmemdeki kararlılık da bu sebepledir. Çünkü Adnan Bey'in bunları kendisine hedef edindiğini gerçekten, kalben kanaatim var inşaAllah. Kendisi çok önemli bir fikir önderi. Fikir insanıdır ve insanlara bu konuda, herkese tesir eden bir şekilde etki etmektedir. Zaten Adnan Bey'in eserlerine açıp bakılırsa, dostluğu, arkadaşlığı, kardeşliği, merhameti, hep güzel ahlakı anlatan bir insan. Böyle bir insana da yapılan şu an çete gibi suçlamalar var BAV davası ile ilgili devam eden, öyle bir taban tabana zıt ve tezat oluşturuyor ki bu, ben bu kadar yakından takip eden bir insanım, böyle bir şey mümkün değil, olası değil, düşmanlık besleyenler, bu bir fikrin daha genişleyip daha yayılacağını hissedenler bunu durdurma çabası içindeler.
Sunucu: Diyelim ki varsayalım, birçok iddia atılıyor ortaya, gerek kitapları Adnan Bey'in yazmadığına dair, belki kitapların yazılımında bir ekip olabilir.
Ece Koç: Kendisi o şekilde açıklamıştı röportajlarının birinde.
Sunucu: Ahlakdışı iddialar ortaya atılıyor. Siz varsayalım bu iddialar doğru olmuş olsaydı ne yapardınız?
Selda İnal: Bir kere şöyle. Ben arkadaşlarımla birlikte yaşadığım için onlarla birebir onların ne kadar güvenilir insanlar olduğuna, iffetlerine ve namuslarına ne kadar düşkün olduklarına yakından şahit olan bir insanım. Zaten bahsi geçen kişiler biziz. Bu insanların namusunu, iffetine yıllardır arkadaşız, görmez mi insan? Görmez mi? Bilmez mi? Tabi, görür bilir, ben bu şekilde onların Allah'tan korktuklarını bildiğim için hiçbir şekilde haram bir fiile Allah vermesin Müslümanı yakar öyle bir şey yanaşmazlar, öyle bir şey mümkün bile olmaz, haramlar, helaller açıktır Kuran'da ve nettir. Ahirette de Allah bunu insanın karşısına getirir, öyle bir şey mümkün olamayacağı için herkesin ben ayetlere uygun, Allah'ın beğendiği ehli sünnet hayatına uygun bir yaşam seçtiğine, kendi gözlerimle bizzat şahidim bu da benim için yeterli. Çünkü ben bunları birebir insanlara ispat etme durumunda değiliz. Bunların atılan iftira olduğu çok açık. Biz bunların burada iftira olduğunu anlatmak için aslında bu açıklamaları yapıyoruz. Böyle bir şey olmadığını, kendi ağzımızla, kendi halimizle insanların görmesinin de faydası olacağına inşaAllah inanıyorum.
Sunucu: Zaten kötü bir şey olsa diyorsunuz biz böyle bir ortamda bulunmazdık.
Ece Koç:Bu zaten Kuran'da görülen birşey. Hz.Yusuf'a iftira atılmış, yıllarca hapiste kalmış. Orada iffetine yönelik bir şey var ki, çok iffetli, Allah'ın çok üstün kıldığı bir peygamberimiz, ona yönelik bile öyle bir iftira atılıyor. Böyle bir şeyin olması çok normal. Doğru yolda, hak davada ilerleyen kişilere böyle iftiraların atılması gerekir. Bunlar olmasa zaten insan şüphe eder öyle bir şeyden.
Selda İnal: Şunları söylemek istiyorum. Ben şu an biliyorsunuz konu ailemle neden 17 yıldır görüşmüyor konusu. Ben ailemle BAV camiası ile hiçbir şekilde alakası olmayan, tamamen kişisel konulara dayalı bir konudur. Onlarla yaşamama sebebim, onların gayri ahlaki yaşantısından dolayı ben onlardan ayrıldım, onlar benim üstümde şiddet ve baskı uyguladılar, benim de onlar gibi yaşamamı istediler, ben onlar gibi yaşamak istemedim, bütün konu bundan ibaret. Daha önceki sohbetlerimizde ben bahsetmiştim. Kardeşim var benim Hande, daha önce benim üstümde uygulayamadıkları baskı ve şiddeti onun üstünde uyguladılar. Sonunda o karakterinden dolayı belki de zayıf düşüp, uyuşturucu bağımlısı oldu benim kardeşim. Kardeşimi uyuşturucu batağına kadar sürükleyen benim öz annemdir, tabi bu çok korkunç bir şey ama o sonuçta böyle bir yaşadığı o hayatın getirdiği bunalımdan dolayı intihara teşebbüs etti. Olay buraya kadar vardı. Ayrıca bir dönem önce de milletvekili olmak istiyordu bunun için birtakım girişimleri olmuştu, bununla ilgili açıkçası kendisine bu BAV'la ilgili süren davada yaptıkları telefon konuşmalarında söylemişlerdi, biz sana istediğin gibi nüfuz sağlayacağız milletvekili olman için, biz sana maddi destekte de bulunacağız demişler. Orta halli bir aile benim ailem yani maddi gücü o kadar yüksek değil. Bunlar da sanırım kendisini tatmin etti. Benim de böyle bir hayatı benimsememden dolayı zaten bana duyduğu, açıkçası kişisel bir fikir ayrılığı var yani bunu da hiçbir zaman kabul etmedi. Bütün bu sebepler biraraya gelince de böyle yalan beyanlarda bulunan, mahkemeye yanıltan açıklamalar yapmaya başladı. Ama şunu açıkça söylüyorum, hiçbir baskı altında değilim, böyle bir şey yok. 17 yıldır, zaten kendi öz irademle, kendi yaşantılarından dolayı ailemle görüşmüyorum. Bana telefonla açıp ölüm tehdidinde bulundu, tehdit etti, senin cenazeni getirtirim dedi. Bunların hepsini de kanun yoluyla, hukuk yoluyla çözmeyi düşünüyorum inşaAllah.
Bunlara da kimsenin itibar etmemesini rica ediyorum herkesten. Çünkü açık bir şekilde böyle birşey olmadığını ifade ediyorum zaten.
Sunucu:Tabi zaten böyle bir ortam olmuş olsa zaten siz söylerdiniz.
5.film: Tuba Babuna
Tuba Babuna: Nişantası Kız Lisesi'nde okudum, daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde okudum ve mezun oldum. Ardından İstanbul Üniversitesi Ekonometri bölümünde master yaptım, sonra da Koç Üniversitesi Sosyoloji bölümünde öğrenimime devam ettim. 38 yaşındayım.
Sunucu: MaşaAllah
Tuba Babuna: Elhamdülillah
Sunucu:Öncelikle şurdan başlamanızı rica edeceğim, siz ilk İslamiyet'le nasıl tanıştınız? Babanızla aranızda ne zaman sorunlar yaşandı?
Tuba Babuna: Çok ufak yaştan itibaren, annemle babamın dini farklı olmasına rağmen ben Müslümanlık inancına inanıyorum, Kuran'a inanıyordum. Hatta size daha önce ifade etmiştim gizli gizli okuyordum Kuran'ı. Allah'a inanıyordum, ahirete inanıyordum ama üzerinde pek düşünmüyordum. Allah'ı o kadar derin bir şekilde tefekkür etmiyordum, ahireti de çok fazla düşünmüyordum. Fakat üniversite 3'teyken Adnan Bey'in çevresindeki kişilerden biriyle tanıştım. Beni o yaşta 19 yaşındaydım herhalde Adnan Bey'le tanıştırdı, Ortaköy'deki evine ziyarete gittim. Adnan Bey bana kitaplarından hediye etti. İlk defa Adnan Bey'in kitaplarını bu şekilde okumaya başladım ve bu kitapları okuyunca ilk defa ahiret ve ölüm üzerine düşünmeye başladım. Daha önce ölüm üzerinde düşünmüyordum. Çünkü benim çevrem bana farklı değer yargıları aşılamıştı. Çıkarın önemli olduğunu mesela bana anlatıyorlardı. Kariyerin, mesleğin, paranın, pulun, daha iyi nasıl yaşayabileceğim, daha nasıl zengin olabileceğim, bunun üzerine düşünmem öğretilmişti bana. Adnan Bey'in kitaplarını okumaya başladıktan sonra, ilk defa insan olarak dünyada geçici olarak yaratıldığımı, toprağın altında aslında çürüyüp gideceğimi, paranın, pulun, bana ait olan evlerin, arabaların, kıyafetlerin hiçbir öneminin olmadığını, sadece geriye ahlakımın, ruhumdaki güzelliklerin ve Allah için yaptıklarımın kalacağını ilk defa düşünmeye başladım bu kitapları okuduktan sonra. Cehennemin varlığını da biliyordum ahiretin varlığını da biliyordum ancak cehennemi de tefekkür etmiyordum. Allah'ın bana karşılık verebileceğini, Allah'ın bu hayatımda yaptıklarımdan dolayı bana hesap soracağını düşünmüyordum, herşeyden önemlisi kader inancım da yoktu. Bütün bunları Adnan Bey'in kitaplarını okuyarak, zamanla öğrendim.
Sunucu: Ben şimdi araya girmek istiyorum. Biz babanızı da Cevat Bey'i de Müslüman olarak biliyoruz ve o tarzda bir hayatı yaşadığını tabi ki kendi tercihidir, başka türlü bir hayat tarzı da yaşayabilir. İnandığı gibi ya da inanmayadabilir. Bizim gördüğümüz, kendisini tanıdığımız kadarıyla bu şekilde. Görünenle sizin söylediklerinize göre, anlattıklarınıza göre yaşananlar arasında farklılık mı var?
Tuba Babuna: Babamın kendi özel hayatıyla, söyledikleri anlattıkları, dışarıya gösterdikleri arasında çok çok büyük bir farklılık var. Ama herşeyden öncelikle şunu belirtmek istiyorum. Adnan Bey'in kitaplarını okuduktan sonra kaderi öğrendikten sonra, kadere tevekkül anlayışım geliştikten sonra, bugün bütün belki bu olaylar karşısında hepimizin, benim de kardeşlerimin ve arkadaşlarımın da bu kadar dik durabilmesi, bu kadar sağlam durabilmesi bu inancın sonucu olarak oldu. Çünkü ben tüm bu olayların kaderde olduğunu, Allah'ın kontrolünde olduğunu biliyorum. Cevat Babuna'yı da kaderde Müslümanlara düşman olarak yaratan Allah'tır. Semin Babuna'yı da kaderde yaratan, Yahudi yapan, Yahudi dönmesi yapan, beni Müslüman yapan da Allah'tır. Bütün bunlar kaderde. O yüzden kaderde. Bu son olarak annemle babamın açıklamaları Adnan Bey işte hapse girerse bizim etrafından dağılıp gideceğimiz yönünde. Böyle bir şey asla olmaz. Yedi ceddi gelse ben Adnan Bey'in yanından yine ayrılmam, hatta annemin ve babamın bu yaptıkları, bu söyledikleri benim Adnan Bey'e olan sevgimi, saygımı daha da artırıyor. Arkadaşlarımın da öyle. Çünkü Müslüman alameti bunlar.
Sunucu: Daha önce de babanız da sanırım Adnan Bey'le görüşüyordu. Bir dostlukları vardı.
Tuba Babuna: O menfaati icabı, benim babam sükseye düşkün olan, itibara düşkün olan bir insandır. O yüzden çevresinde Yahudi dönmesi olduğu bilinmiyor. Muhafazakar çevrelerden kendine taraftar topluyor. Bu nedenle de konferanslara katıldı. Müslümanlıkla ilgili televizyon programlarına çıkıp konuşmalar yapıyor. Bu şekilde de kendisine sağcı çevrelerden taraftar toplamaya çalışıyor ama işin özünde babam da annem de Yahudi dönmesidir. Ben bunu daha önce de çeşitli çevrelerde ifade ettim.
Sunucu: Siz de mi daha önce böyleydiniz.
Tuba Babuna: Çok küçük yaşlardan beri sürekli olarak Sebatay Sevi'yi peygamber olarak kabul etmemi söylüyorlardı. Sebatay Sevi'nin sünnetine göre yaşayacaksın. Müslümanlıkla ilgili şu anda dile getirmek istemediğim çok çirkin, çok saygıya uygun olmayan ifadeleri oluyordu. Ancak dışarda Müslüman gibi görünebilirsin diyorlardı. Benim babam mesela topluluk içinde namaz kılar ama evde asla kılmaz. Evde, daha önce de ifade etmiştim. Bir odada her gece o odaya girip, dua odası vardır o odaya girip Tevrat'ın Mezmurlar bölümünü okur. Gözlerinden yaşlar akar. Yahudilik inancına sonuna kadar bağlıdır. Sebatay Sevi'nin peygamber olduğuna inanır. Sebatay Sevi'nin sünnetine göre yaşamanın gerekliliğine inanır, bu sünnete göre oruç tutabilirsiniz, namaz kılabilirsiniz, Kurban Bayramlarında kurban kesebilirsiniz. Bunların Müslüman Türklerin gözünü örtmek için zaten yapılması gerektiğini söylüyor Sabetay Sevi. 1600’lü yıllarda yaşamış bir haham bu. Osmanlı döneminde. Annem de babam da tamamen bu sünnete göre yaşıyorlar. Fakat ben çok ufak yaşlarda onların hayatlarındaki çarpıklığı zaten görmeye başlamıştım. Çünkü benim etrafımda hep Müslüman olan arkadaşlarım vardı. Onların annelerine, babalarına ben gıpta ile bakıyordum. Çünkü Anadolu ahlakına sahip temiz dürüst yaşayan insanlar. Anneme, babama bakıyorum. Yaptıkları şeyler çok anormal, çok gayri ahlaki. Mesela kendilerine ait bayramları vardır benim annem ve babamın. Yahudi dönmeleri de bunları bilirler ama dışarıdaki insanlar bunları bilmiyor olabilirler. Kuzu bayramı, meyve bayramı, ağaç bayramı. Bu bayramların bazılarında çok anormal kutlamalar yapılır. Hatta ben küçükken evden çıkartırlardı, görmemem gerektiğini düşündükleri için. Daha sonraki yaşlarda da evden çıkartmak istemediler ama ben kendimi odaya kilitliyordum, muhatap olmamak için. O yüzden ben Müslümanlığı bu şekilde yaşamaya başladım. Ama Adnan Bey’in kitapları gerçek anlamda Allah’ı düşünmeme vesile oldu. Allah’ın sonsuz bir varlık olduğunu her an her yerde bulunduğunu, sürekli yanımda olduğunu, kudretinin sonsuz olduğunu, benden hesap soracağını, her şeyi bir kader üzerine yarattığını ben Adnan Bey’le tanıştıktan, onunla sohbet ettikten, onun hayatını gördükten, onun kitaplarını okuduktan sonra öğrenmeye başladım.
Sunucu: Böyle bir vesile oldu diyorsunuz.
Tuba Babuna: vesile oldu Adnan Bey tabi ki. İlk defa Müslümanlığın bu derece samimi yaşanabileceğini açıkçası ben Adnan Bey’den gördüm. Çünkü siz de biliyorsunuz, siz de şahitsiniz, bütün insanlar şahit ki 30 yılı aşkın bir süredir Adnan Bey’in üzerinde çok büyük bir tehdit var, çok büyük bir baskı var. Daha önce kokain komplosu yapıldı biliyorsunuz, daha sonra akıl hastanesi olayı oldu, hapse atıldı, öldürülmeye çalışıldı, tehdit edildi. Bu kadar baskıya normal bir insanın dayanabilmesi mümkün değil. Ama Adnan Bey tamamen Allah’a tevekkül ederek, tamamen bütün hayatını Allah’a vakfederek ve günden güne mücadelesinin gücünü arttırarak Müslümanlar için saygı, sevgi, barış dolu bir hayat yaşanması için, Allah rızası için mücadele ediyor… Bu annemin, babamın ve çevresindeki insanların iddiası Adnan Oktar eğer hapse girerse, bu dava eğer aleyhte sonuçlanırsa, bizim onların yanına döneceğimizi iddia ediyorlar. Böyle bir düşünce içerisindeler. Bir kere bu boş bir düşünce, yani bundan bir iş çıkmaz. Çünkü biz bu iftiralar atıldıkça, bu oyunlar oynandıkça, bu planlar yapıldıkça, bu sinsi planlar, Adnan Bey’e bizim sevgimiz, saygımız kat kat daha artıyor. Çünkü bu zaten Kuran’da samimi halis güçlü bir Müslümanın alametleri bunlar. Peygamberlerimize de mesela iftiralar atılıyor. Delilikle suçlanıyorlar, büyücülükle suçlanıyorlar. Çıkarlarını gütmekle suçlanıyorlar. Aynı iftiralar Adnan Bey’e de atılıyor. O yüzden Adnan Bey’in ne kadar halis bir Müslüman olduğunun delilidir bunlar. Biz de o gözle baktığımız için, ben mesela babam her televizyon programına çıktığında, her bizim için harcadığı paralardan bahsettiğinde, ben bunların berber paralarını karşılıyorum, yemek masraflarını karşıladım yıllarca, işte okuttum, o kadar para verdim. Oktar’a paket program tedavisi uygulandı, şu kadar bilmem kaç bin dolar verdim dedikçe, benim Adnan Bey’e olan sevgim saygım ve bağlılığım daha da artıyor. Çünkü onun ne kadar materyalist bir düşünceye sahip olduğunu, ne kadar maddiyatçı olduğunu, beni ne gözle gördüğünü, eşya gibi görüyor çünkü, hatta bu mahkemelerde de böyle iflas etmiş bir tüccarın öfkesi içinde hareket ediyor. Malını geri almanın gayreti içinde. Mahkeme mahkeme dolaşıp, çocuklarımızı bize geri verin- 40 yaşında insanlarız ki- Adnan Bey’in de, Oktar’a olan, Oktar’ın hastalığı dönemindeki merhametini, sabrını, ilgisini, alakasını görüyorum. Diğer tüm Müslümanlar üzerindeki merhametini, sevgisini, bana nasıl sevgiyi, saygıyı, merhameti, fedakarlığı öğrettiğini görüyorum. Kıyas yaptıkça, sürekli olarak Adnan Bey’e sevgim artıyor. O yüzden bu yaptıkları şey çok boş iş. Yani bundan bir şey çıkmaz. Bir dağılma da olmaz, dönme de olmaz. Yani farz-ı mahal, inşaAllah böyle bir şey olmayacaktır ama Adnan Bey’in başına böyle bir şey gelmiş olsa bile eve dönme gibi bir şey söz konusu olamaz.
Suncu: Zaten yetişkin insanlarsınız.
Tuba Babuna: Tabi ki.
Sunucu: Çocukları geri verin deyince insanlar 18-20 yaşlarında zannediyor siz 38 yaşındasınız.
Tuba Babuna: Artık yaşlandık. Orta yaşlı insanlarız. Tabi ki.
6.film: Ebru Altan
Sunucu: Siz ebru hanım, Ebru Altan,
Ebru Altan: Evet, bende şimdiki adıyla Nişantası Anadolu Lisesi, eski ismiyle High School mezunuyum. Boğaziçi Üniversitesi, İş İdaresi bölümünü bitirdim, 34 yaşındayım evliyim.
Sunucu: İslamiyet adına neler söylersiniz , en çok ne etkiledi sizi, Allah’ın varlığını Birliğini anlatan size göre neydi, bir Müslüman olarak ne paylaşırsınız bizimle.
Ebru Altan: Evet.. en başta tabii üniversite yıllarında düşünmeye başlamıştım, benim hayatımın amacı nedir, bundan sonra nasıl yaşayacağım? Hem ben böyle alışılmış bir şekilde, amaçsızca bir hayat sürüp ondan sonra da
Sunucu:Nasıl bir çevreniz vardı, ne yapardınız arkadaşlarınızla?
Ebru Altan: Üniversiteden arkadaş çevrem vardı. Eski liseden arkadaş çevrem vardı ama tabii böyle Allah korkusuna, Allah sevgisine dayalı ve Allah’a bağlılıkla yaşadığım bir hayatım yoktu. Bunları daha çok düşünmeyen bir insandım.
Sunucu: Yani gezip tozup tamamen bu dünyalık
Ebru Altan: Tabii yani, "aklı bir karış havada" diyebiliriz aslında o dönem için. Fakat tabii Adnan Bey’in eserlerini okumamla, kitaplarını okumamla bu tamamen değişti, bir kere öleceğimi düşündüm, Allah’ın huzurunda her yaptığımın, bütün hayatım boyunca yaptığım her hareketin hesabını vereceğimi düşündüm. Bu tabii çok önemli bir şey. Ve yaratılış amacımın Allah'a kulluk olduğunu düşündüm. Bunları öğrenen bir insan, zaten iman hakikatleriyle, Kuran’ı daha detaylı öğrenmem gerektiğini, Allah’a karşı sorumluluklarımı yerine getirmem gerektiğini anladım, ve tabii iman hakikatlerini öğrenmeye başladım. Adnan Bey’in eserleri anlatımı çok akıcı olduğu için, ve çok samimi bir üslubu olduğu için çok önemli oldu benim hayatımda, bütün hayatımı, hayata bakışımı değiştirdi gerçekten, ondan sonra da zaten çok dindar bir hayat yaşamaya başladım, fakat biliyorsunuz ailemin tutumu zaten bana karşı dindar olduğum için. Ama tabii yine böyle bilim araştırma vakfı-
Sunucu: neler neler yaşadınız? Çevreniz nasıl karşı çıktı, anneniz babanız? Neden bir kopukluk oldu?
Ebru Altan: Bir kere eski arkadaşlarımın hiçbiri benimle görüşmediler. Onlar tabii o şekilde yaşamayı daha kendilerine uygun gördükleri için, çıkarlarına uygun gördükleri için, daha doğrusu düşünmek de istemedikleri için, ölümü, ahireti, Allah’ın varlığını ve hesap vereceklerini düşünmek istemedikleri için uzaklaşmayı tercih ettiler. Onun dışında zaten ailemin eskiden beri benim yetiştiğim ortam da da öyle dindar bir tutumları yoktu.
Sunucu: Şu an görüşmüyorsunuz halen ailenizle?
Ebru Altan: Şu an yok görüşmüyoruz. Benim ailem zaten Rumeli’den göçmen, yani Selanik göçmeni anne tarafım da baba tarafımda, mesela Tuba hanım sebatay seviden bahsetti, Müslümanlığa göstermelik olarak o dönemde, yer altına geçebilmek için, Müslümanlığı seçmiş gibi-
Sunucu: Sizin de mi aileniz aynı aileniz
Tuba Babuna: Genelde bu aileler ortak inanca sahip oldukları için zaten bir aradalar. Büyük bir kısmı
Sunucu: Nasıl peki ortak inancı?
Ebru Altan: Yani tanışırlar. Mesela Cevat Babuna’ların evine gider gelir annem babam
Sunucu: Yani sizin babanızdan etkilenip mi yoksa çok eskiden mi tanışıyor aileleriniz?
Ebru Altan: Eskiden beri, zaten annemle babamın evliliği de bunun üzerine kurulu. İkisi de, onlar biliyorsunuz kendi aralarında evleniyorlar, Dışarıdan kimseyle evlenmezler.
Sunucu: Siz o zaman uzun yıllardır tanışıyorsunuz.
Ebru Altan: tabii annem.. mesela annemin adı Malka’dır evde. Babam öyle hitap eder. Bakarsanız eğer ailemizin soyadı Akyüzalp. İnternette de bakabilirsiniz, Yahudi dönmesidir ailem annemin adı zaten Türkan, kızlık soyadı Ülgen’dir. Bunlar hep zaten onların sık kullandıkları isimler.Babamın ilk ismi Mehmet’dir, Sabatay Sevi’ninde ilk Müslümanlığı seçtiğinde, göstermelik olarak Müslümanlığı seçtiğinde aldığı isim Mehmet’tir. Bundan dolayı ailenin en büyük çocuğuna Mehmet ismini verirler, gelenek olarak, babam da ailenin en büyük çocuğudur. Mehmet Necdet Akyüzalp olarak geçer. Ayrıca tabii aile içinde babam mason olduğunu saklamazdı, üst düzey masondu. Saint Andre derecesinden, evde önlükleri eldivenleri yakın zamana kadar duruyordu, sonra birden bire ortadan yok oldu. Böyle bir ortamda yetiştim ama yine de tabii Allah’a olan sevgimden dolayı, içimde Kur’an okumam gerektiği, Allah’a karşı sorumluluklarımı yerine getirmem gerektiğine dair hep içimde o hissi yaşıyordum.
Sunucu: kardeşleriniz var mı?
Ebru Altan: Benim anne ve babamın tarafından yok. Baba tarafından bir ağabeyim var.
Sunucu: Onlar nasıl bir hayat sürer? Onlarda karşılar mı size?
Ebru Altan: Onlar, ben zaten küçüklüğümden beri hiç görüşmedim. Onlar da kendileri gibi bir hayat sürüyorlar.
Sunucu: Her iki tarafında karşılıklı iddiaları var. Tabii ki siz iddialar karşısında yanıt veriyorsunuz. Birçok kez basında hakkınızda iddialar çıktı şimdiye kadar. Hatta hiçbir televizyon programında açıklamadınız ama artık dediniz bizlerde kendimizi savunalım konuşalım. Birebir hakkımızı, insanlara hakkımız olan şeyi söyleyelim.
Ebru Altan: tabii, Biz aslında çok açıkladık da, bir kısım basın bunları yayınlamaktan kaçındı. Çünkü bu ailelerin biliyorsunuz, sayın Adnan Oktar Beyefendi’nin Yaratılış Atlası isimli kitabı var, bu Avrupa’da çok büyük bir etki yarattı. Materyalizmi tamamen çökertti, darwinizmi yok etti ve Masonlara çok büyük bir darbe vurdu. Ve yurt dışından böyle bir şey geldi, Masonlar tarafından, bu birkaç aile alelacele bir araya toplandı ve adeta bunun bir piyasası oluştu. Bilim Araştırma Vakfına karşı iftira atalım, biz onun karşılığında onlara teklif edilen ciddi çıkarlar vardı, maddi menfaatler vardı, benim ailem bunlardan bir tanesi ki ben zaten annemden çok yakın zamana kadar bunların organizasyonu için bir kadın avukatla sürekli görüşüp durduğunu, gidip geldiğini bu kadının bizim eve biliyorum. Bunun dışında diğer aileler de aynı şekilde, zaten ortak bunların aynı iddialarla ortaya çıkmasının sebebi budur, yani bu piyasadan, yoksa başka ailelere de böyle teklifler yaptılar ama onuruna haysiyetine düşkün bir aile zaten böyle bir şeyi kabul etmez. Nitekim benim çok fazla arkadaşım var.
Biz samimiyiz, imanlı insanlarız yani böyle tehditlerden yılacak insanlar değiliz ama mesela ailemizden bayağı tehdit alıyorum ben, ailemden bunlara karşı koyuyorum, demek ki benim tehdide karşı koyacak gücüm var. Herhangi başka bir şekilde biri bana bir tehditte bulunsa, demek ki ben buna da çok rahatlıkla karşı koyabilirim.
Sunucu: İnsan belli bir süre sonra, ne olacaksa olsun, yani artık yalandan dolandan sıkılıp değil mi?
Ebru Altan: Normalde böyle saldırganlaşamazlardı, çünkü belli bir yere güvendikleri ve şımardıkları çok belli oluyor. Burada basından destek alıyorlar bir kısım basından, Masonların zaten desteği var, başka çevrelerden de destek alıyorlar ve Cevat Babuna’nın etrafında toplanmışlar. Size birkaç net delil verebilirim. Mesela Kerem Gürtuna yakalandığında evinden annem, Türkan Akyüzalp, Sinem Hanım’ın annesi Emel Tezyapar ve bu bahsettiğimiz Rezzan Aydınoğlu denen kadın avukat çıkıyor bu saldırının üzerine. Aynı şekilde Ceylan Hanım’ın kaçırılma olayında annem Türkan Akyüzalp Ceylan Hanım’ı arıyor beni de ikna etmesi için, ve orda onun baskı altında olmasından yararlanarak onla görüşmek istiyor, bunların hepsi bağlantı halindeler, mesela Bilim Araştırma Vakfı Genel Sekreteri Oben Karatepe'nin annesinin öldürülme olayında babası zaten Cevat Babuna'yla ve çevresiyle görüşen bir kişi. Ve Vandan Karatepe’yi de onlarla görüşmesi için, ve onların fikirlerini benimsemesi için sürekli zorlayan ve tehdit eden bir kişi. Zaten bunun üzerine Vandan Karatepe’yi de öldürdü, aynı şekilde Oben Karatepe’ye de bu tarz baskıları vardı, Fakat Oben Karatepe’yi bulamadığı için o anda öldüremediğini kendisi ifade ediyor. Yani bunlar hepsi her tür suçu işleyebilecek çok saldırgan insanlar ve bilim araştırma vakfına karşı özel destekle bu şekilde yönlendirilen insanlar.
7.film: Sinem Tezyapar
Sinem Tezyapar: Ben Kadıköy Anadolu Lisesi'nde okudum, daha sonra Boğaziçi Psikoloji Bölümünde okudum. Şu anda 32 yaşındayım. Çevirmenlik ve editörlükle meşgul oluyorum.
Sunucu: Çok güzel
Sinem Tezyapar:Ben ailemle öncelikle gayriahlaki yaşantıları, benim dini inancıma karşı uyguladıkları baskı ve şiddet dolayısıyla görüşmüyorum. Annem basına çıkıp, defalarca hakkımda mesnetsiz iddialarda bulundu. Halbuki ne benim hakkımda ne de BAV camiası ile ilgili söylediklerinin hiçbir gerçekliği yok, tamamen hayal ürünü. Benim BAV camiasındaki yakınlarımdan hiçbir rahatsızlığım olmadığı gibi ailemden görmediğim sevgi, şefkat, vefa ve ilgiyi her zaman BAV camiasındaki arkadaşlarımdan gördüm, onlar tertemiz insanlar. Vatanına, milletine düşkün, Allah'tan korkan samimi dindar insanlar.
Sunucu: Sizin aileniz tanışıyor mu? Pardon araya girdim.
Hep Birlikte Cevap: Evet tanışıyorlar. Hep beraberler.
Sinem Tezyapar: Estağfurullah. Böyle tertemiz insanlara, Türk Milleti için değerli insanlara iftira atmaları, karalamaya çalışmaları çok büyük vicdansızlık ve bunun arkasında karanlık bir oyun olduğunu düşünüyorum. Biraz önce de söyledik, 32 yaşında, üniversite eğitimi almış, aklı başında, yetiştkin kültürlü bir insanım. Benim yaşımda bir insanın kendi iradesiyle hareket etmediğini iddia etmek son derece mantıksız ve gülünç. Kaldı ki ben defalarca, tek başıma, savcılarla birebir beyanlarda bulundum. İkinci Ağır Ceza Mahkemesinde açıklamada bulundum, ailemin hakkımdaki iftiraları tamamen iftiradır, benim hiçbir şekilde baskı altında bulunmam söz konusu değildir diye açıkladım. Bunu devletin yüksek hakimleri, savcıları karşısında söyledim. Eğer iddia edildiği gibi bir durum olsa ben bunu devletin en güvenilir makamında söylerdim.
Sunucu: Tabi. Şöyle bir şey de var. Hep tehdit edildiğiniz vs. Bir insan tehdit edilse bu kadar birşeyi savunamaz gibi geliyor bana:
Sinem Tezyapar: Niye bu kadar aşkla, şevkle anlatalım. Di mi? İslam'ı yaşadığımız için şeref duyduğumuzu, aşkla, şevkle anlatıyoruz.
Sinem Tezyapar: Mahkeme heyeti de bu iftiralara hiç itibar etmedi. BAV camiasını bu mahkemelerde akladı. Beraat kararı verdi. Basına bunlar da yansıtılmadı o kadar. Sayın Adnan Oktar'ı da kapsayacak şekilde BAV camiası 2. Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla, atılan tüm iddialardan aklandı. Beraat ile sonuçlandı dava. Şu anda ikinci bir beraat bekliyoruz inşaAllah. Tam teyidi olacak.
Sinem Tezyapar: Bir kısım çevreler Bilim Araştırma Vakfının aklandığını gördüler, kurdukları tuzağın boşa çıkmaya başladığını anladılar, onun üzerine maddi menfaatlerle yönlendirilebilecekleri birkaç aileyi provakatör olarak önplana çıkardılar, yoksa bu ailelerin, 15 senedir böyle bir konuları yoktu. İşin ucunda maddi menfaat olmasa neden mahkemeden 1 gün evvel ortaya çıksınlar?
8.film: Ceyda Ertüzün
Ceyda Ertüzün: Ben Ceyda Ertüzün. 45 yaşındayım.
Sunucu: MaşaAllah
Ceyda Ertüzün: Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunuyum. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesini bitirdim. Fakültedeyken Doç. Dr. Tevfik Ertüzün ile evlendim. Daha sonra kendisi profesör oldu ve 18. dönem milletvekilliği yaptı bir dönem. İki çocuğum var, Emre ve Erdem. Biri 19 diğeri 22 yaşında. Üniversite öğrencisi ikisi de.
Sunucu: Allah bağışlasın.
Ceyda Ertüzün: İnşaAllah, teşekkür ederim.
Sunucu: Sanırım eşinizi de maalesef bir trafik kazasında yanlış hatırlamıyorsam...
Ceyda Ertüzün: Evet 1998 yılında bir trafik kazasında kaybettim eşimi.
Sunucu: Allah sabır versin.
Ceyda Ertüzün: İnşaAllah teşekkür ederim.
Sunucu: Uzunca yıllar geçse de insan tabi ki...
Ceyda Ertüzün: Allah'ın takdiri tabi, kader
Sunucu: Çocuklarınız var, annenizle babanız arasında geçenleri ve sizin İslamiyet'e bakışınızı nasıl bir tablo altında toplayabilirsiniz?
Ceyda Ertüzün: Ben genç yaşta çok olaylar yaşadım. Kolay kolay kimsenin birarada yaşamayacağı olayları yaşadım. 98 yılında eşimi kaybettim, trafik kazasında.
Sunucu: Başınız sağolsun
Ceyda Ertüzün: Teşekkür ederim. Daha sonra hemen o sene erkek kardeşim Oktar Babuna çok ağır bir kansere yakalandı. Dünyanın en ağır kanser türlerinin başında geliyor zannedersem. Ve 12 kemoterapi iki kemik iliği nakli oldu arka arkaya. Bütün tedavisi boyunca ben ve kız kardeşim Hüma ilgilendik. Diğer kız kardeşlerim de buradan bize destek verdiler. Yurt dışında biz baktık. Annemin babamın desteğini görmedik bu süre zarfında. Benim tabi ki, Adnan Oktar Bey'in kitaplarını okumaya başlamıştım o zamanlar, kadere iman ediyordum. Allah'ın herşeyi bir hayır üzerine yarattığını...
Sunucu: Kardeşini o zaman tanışıyor muydu Adnan Bey ile?
Ceyda Ertüzün: Adnan Bey'i kardeşim...
Tuba Babuna: Daha yeni tanışmıştı zannediyorum...
Ceyda Ertüzün: Adnan Bey'i, üniversitede, tıp fakültesinde staj yaparken, Adnan Bey'i akıl hastanesinde kaldığı sırada görmüş. Bir iki defa görmüş. Ziyarete gitmiş. Hatta onu epeyce anlatmıştı. Akıl hastaları arasında ne kadar teveküllü, güler yüzlü, neşeli olduğunu görünce çok şaşırmış. Ve çok örnek aldım diyordu kendime. Sonra yine yıllar sonra bir defa daha görmüş bir yerde. Ve çok samimi Müslüman olduğunu bize anlatırdı. O kadar ağır akıl hastaları arasında, yani onlar katil birçoğu azılı akıl hastalarını bir araya koyup kapatıyorlar ve ayağından zincirle yatağa bağlamışlar Adnan Bey'i bir süre. Kardeşim onlara tanık olmuş ve çok etkilendiğini söylemişti bize. Ben, kardeşimin hastalığıyla ilgilendim, daha sonra Türkiye döndükten sonra da küçük oğlumun kalp hastası olduğunu öğrendim. Doğuştan gelen kalpte iki adet delik ve dört adet damarın yanlış bağlandığını teşhis etti doktorlar ve açık kalp ameliyatı geçirdi. Yine onlarla biz ilgilendik, ben ve kardeşlerim ilgilendi. Annemin babamın yine o süreçte de bir desteğini görmedim. Bunlar benim tabi çok olgunlaşmama, Allah'a yakınlaşmama vesile oldu. Adnan Oktar Bey'in kitaplarından öğrendiğim Allah'a tevekkül, kadere iman, bu süreçleri hep olgunlukla geçirmeme, huzur içinde geçirmeme vesile oldu. Yoksa kolay kolay bir insanın zor sabredilebilecek şeyler ama, çok şükür Allah'a dimdik ve ailemin de ondan sonra baskıları, saldırıları, şantaj, tehdit, silahlı saldırı evimize. Yakın zamanda silahlı saldırıda bulundular. Kerem Gürtuna ve Zihni Gedik adlı kişiler.
Sunucu: Evet, gerçekten çok zor. Bir de babanız halen "Kızlarım benim, işte, oğlum üst katımda oturuyor benim evimde oturuyor" gibi bir açıklamasına şahit olmuştum. Bu şekilde mi yaşantınız şu an?
Ceyda Ertüzün: Öyleydik, evet öyleydik. Sonra bu silahlı saldırıdan sonra evi terk etmek zorunda kaldık. Önce birarada oturuyorduk, sonra dairelerimizi ayırmıştık onların baskılarına dayanamayıp, daha sonra da terk ettik evi. Oturulacak durumdan çıktı. Kapımıza silahlı adam yolladı. Bizi öldürmek istedi. Bunlar BAV camiasına karşı karanlık bir yapılanma içindeler. Bir avuç aile bunlar. Diğer tarafta yüzlerce aile var. Bilim Araştırma Vakfı caimasını savunan, gidip yetkili makamlara anlatan. "Biz çok memnunuz çocuklarımızdan, Adnan Oktar Beyefendi'den çok memnunuz, Allah razı olsun" diyen aileler var. Onların internette de açıklamaları var. Öbür tarafta da birkaç tane aile. Bizimki başta geliyor, Cevat Babuna ve Semin Babuna. Annem ve babam. Bunlar karalamak için bu camiayı var güçleriyla çabalıyorlar. İftira atıyorlar. Gidip mahkemede yalancı tanıklık yapıyorlar. Bunların yanında bir de bir avukat, yaşlı bir avukat hanım var. Bunların ama hiçbir güçleri olmayacak. Çünkü diğer tarafta masum insanlar var.
9.film:
Sunucu: Çünkü artık teknoloji çağında yaşıyoruz ve bilimsel olarak da işte fosillerle birçok delillerle Allah’ın varlığını, tabi ki biz zaten Allah’ın varlığına inanıyoruz ama bu tarz bilimsel veriler de çok önem taşıyor günümüzde, siz neler düşünüyorsunuz bunlarla ilgili?
Ece Koç: Fosiller çok uzun yıllardır 150 yıldır kazılar yapılıp çok fazla fosil kaydı bulunmuştur. Bunlar hepsi müzelerde çeşitli, Amerika’nın Doğa tarihi müzesinde, İngiltere doğa tarihi müzesinde ve ünlü şehir şehir birçok müzelerde hep kapalı olarak saklanıyor bunlar. Sanki evrimin deliliymiş gibi. Evrimciler bunları bulduğu için hiçbir zaman ortaya dökülmedi böyle çok tek tük böyle birkaç tane ortaya böyle belli belirsiz insanların hiç böyle dikkatini çekmeden ortaya kondu ama ilk defa Sayın Adnan Oktar Beyefendi, bunların hiçbir şekilde değişmediğini, ta 500 milyon yıllık bir tane hayvanın şu anki yaşayan canlısı ile tıpatıp aynısı olduğunu, yan yana resmini koyup gösterdi ve Allah’ın hiçbir şekilde bir değişiklik oluşturmadığını, Allah dilerse yaratabilirdi ona da iman ederdik. Ama Allah hiçbir şekilde bir değişiklik yaratmadan onu tıpatıp aynı olarak korumuş. MaşaAllah.
Tülin Marangozoğlu: Arkadaşlar da anlattılar da evrimciler Sayın Adnan Oktar’ın çalışmalarına kadar meydanı boş bulmuşlardı yani istedikleri gibi sahte fosiller ortaya çıkarıyorlardı,
Ece Koç: Tabi yıllarca sergileniyor, 50 yıl boyunca sergilenmişti
Tülin Marangozoğlu: bunları yıllarca insanlara anlatıyorlardı. Ama tabi Sayın Adnan Oktar bunların hepsini inşaAllah ortaya döktü, geçersizliğini ispatladı. Bu yönde bayağı bir çalışma yaptı.Bütün bu konferanslar Türkiye’de, dünyada. Ama Sayın Adnan Oktar kadar bu çalışmaları yerine getiren, şimdiye kadar kimse de olmadı.
Ece Koç: Materyalizm ile evrime darbe vuran tek kişi, tek cesaret gösterip vuran kişi
Tülin Marangozoğlu: Çok çok önemli, ilk defa.
Ece Koç: Hatta Avrupa konseyinde de bu konu tartışıldı. Tehlike olarak görüldü. Çünkü onların ortaya sunduğu materyalizm inancına dayalı bir devletler topluluğu karşısında Allah inancına dayalı bir İslam birliği ortaya çıkmış oluyor. Allah inancına inanan insanlar, yaratılışın gerçeğine inanan insanlar ortaya çıkıyor. Tabii ki bunu çok tehlikeli bulup, oylamaya sunuldu, ilk defa böyle bir şey gündeme gelmiş oldu Avrupa konseyinde de.
10.film: Hanife Kumaşçı
Sunucu: Gönül istedi ki, başka annelere de sorularımız olsun. Sizin çocuklarınız da BAV camiasında ve kendileri Adnan Bey'i tanıyan isimler. Siz çocuğunuzdan ayrı mı tutuluyorsunuz, baskı görüyor mu sizin çocuğunuz, öncelikle bunu soracağım size?
Hanife Kumaşçı: Bizim çocuğumuz baskı görmyor. Hiçbir çocuk burada baskı görmüyor. Hepsi 30'un üstünde gençler bunlar. Hepsi iyi üniversitelerde yetişmiş, iyi aile çocukları. Bunlar son derece miliyetçi, Atatürkçü, cumhuriyetçi çocuklar. Bunlar, yani bizim her zaman bizimle beraberler gelirler gençler giderler. Hepsini tanıyorum, 18 yıldır hepsini tanıyorum bu gençlerin. Onların aileleriyle de görüşüyorum. Devamlı görüşüyoruz. Biz çok memmunuz çocuklarımızdan, hiçbir şikayetimiz yok.
Sunucu: Peki Hanife hanım şunu soracağım size, sizin çocuğunuz Adnan Bey'le tanışmadan önce nasıl bir tarzda yaşam sürerdi, şimdi hareketleri nasıl, ne gibi bir değişiklik gözlediniz çocuğunuzda?
Hanife Kumaşçı: Benim çocuğum, son derece mütevazı bir hayatımız vardı bizim. Fakat evladım namaz kılmaya başladı. Devamlı namaz kılıyordu. Biz de bundan memnun oluyorduk.
Sunucu: Rahatsızlık duymadınız mı?
Hanife Kumaşçı: Hayır hiç rahatsızlık duymadık ve namaz kıldıktan sonra, sabah namazından sonra 2 saat de Kuran okuyordu. Sonra biz beyimle ikimiz, rahmetli beyim, beyim vefat etti, o gençleri çağırdık. Dedik ki "Kızım arkadaşlarını görelim bir tanıyalım, nasıl insanlar bunlar." Ve arkadaşlarını gördük. Hepsi fevkalade çocuklar, namazını kılan dindar çocuklardı bunlar. Ve Adnan Oktar'a bağlı olduklarını anladık. Onun kitaplarını okumaya başladı benim kızım. Devamlı namaz kılmaya başladı biz bundan iftihar ettik. Namaz kıldığı için. Kızım beni de teşvik etti ve ben de on senedir 5 vakit namaz kılıyorum ve buna Adnan Oktar bey vesile olduğu için de çok teşekkür ediyorum. Allah ondan razı olsun. Hepimize birer vesile oldu ve çocuklarımız bize örnek oldu. Çocukarımız yani, Allah'ına bağlı, Kuran'a bağlı, haram yemezler, bir kere evladım bana karşı gelmez. Büyüklerine saygılıdır. Devamlı bizimle görüşür. Beyim rahatsız olduğu zaman en iyi doktorları getirdiler. Yani evladımın olması da şart değil, arkadaşları da koşar. Aynı benim evladım gibi onlar da.
Sunucu: Ne güzel bir birlik içindesiniz
Hanife Kumaşçı: Evet, hepsi bir bütünlük içinde. Hepsini çok seviyorum. Adnan Bey'e de çok teşekkür ediyorum. O da son derece iyi bir insan. Bize de evlatlarımıza da vesile oldu. Biz hiçbir baskı altında değiliz. Evlatlarımız da asla değil. Evlatlarımız iki üniversite bitirmiş gençler. Nasıl baskı altında olabilir? Yani biz bu lafa şaşıyoruz.... Benim kızım 38 yaşında, ayrı da yaşayabilir.
Sunucu: Tabi, ama ben acaba özellikle mi böyle birşey?...
Hanife Kumaşçı: Hayır, hayır. Ailelerle de yaşayanlar var...
Sunucu: Kendi tercihi
Hanife Kumaşçı: Tabi kendi tercihi. Tabi çoğu insan ailesiyle. Ama çoğu kendi hayatını, yalnız yaşamak istiyor. Sonra iş hayatı var, bir sürü işi var gücü var. Aklı başında insanlar. Bunlar iki üniversite bitirmiş. Çocuk değil ki benim yanımda otursun.
Sunucu: Kendi tercihi tabi
Hanife Kumaşçı: Tabi, tercihi
Sunucu: Evet gerçekten tabi bu ithamlarla da yaşamak çevrenizi de etkiliyordur
Hanife Kumaşçı: Tabi bizi de üzüyor. Neyse çocuklarımızı hepsi biliyor, bütün aile biliyor, dostlarımız biliyor. Hiçbiri inanmıyorlar çünkü bizim çocuklarımızın hareketleri, herşeyleri belli, hiç gizli olan bir tarafları yok.
Sunucu: Tabi ki hiç hoş değil o ithamlar
Canan Genlik: Hiç kimse bilmese Rabbim biliyor herşeyin en güzelini, en iyisini
Hanife Kumaşçı: Adnan Bey çok vicdanlı, merhametli
Canan Genlik: Merhametli zaten, sevgi dolu insan yani
Hanife Kumaşçı: Sevgi dolu, zaten suratına baktığın zaman anlarsınız. Suratından belli ne kadar iyi bir insan olduğu... Ben hiç üzülmüyorum. Neden üzülmüyorum? Çünkü çocukları son derece tanıyorum. Bir tek Allah'a sorumluyum ben. Ben Allah bildikten sonra, banane o şu derse bunu derse. Ben Allah'a karşı huzurluyum ve rahatım o çok önemli benim için. Bizim evlatlarımız kötü bir yolda olsa, biz niye buraya çıkıp konuşalım?
Canan Genlik: Tabi biz de arkasında çıkar koruma yaparız, hemen çocuklarımızı koruruz.
Hanife Kumaşçı: Biz de arkasında oluruz. Ne menfaatimiz var? Biz kimseden korkmuyoruz. Burada gayet güzel. Ama biz Allah için, Allah'a bir sorumluluğumuz var. Biz yalan söyleyemeyiz. Biz doğruları burada anlatıyoruz.
Sunucu: Tarafsız medyadan bahsediyoruz ama bir tarafsızlık göremiyoruz, ya da onlar sizi daha önce programa hiç davet etti mi, "Siz de gelin konuşun, bakın hakkınızda bu tarz iddialar var çocuklarınızın" denildi mi?
Hanife Kumaşçı: Hiç bize karşı yani, hiç bizi çağırmadılar. Kötü birşey oldu mu kafalarından uyrudup yazıyorlar...
Canan Genlik: Doğruyu yazmalarını istiyoruz esasında, doğruyu yazsınlar.
Hanefi Kumaşçı: İyi birşeyi de asla konuşmuyorlar ve yazmıyorlar. Biz bundan üzüntü duyuyoruz. İyi şeyleri de yazması lazım. Hep iftiraları yazıyor, durmadan kendi kafasından yazıyor... Konferanslarda hep Cevat Babuna baş şey, konferansın başındaydı. Ben devamlı gidiyordum, görüşüyordum daha önceden. Ama sonra niye değişti anlamadım... Anne olarak çocuklarımla iftihar ediyorum, bütün gençlerle iftihar ediyorum. Bütün anneler mutlu olmaları lazım, bunlar tertemiz gençler. Namazını kılan, Atatürkçü gençler bunlar. Bunlarla iftihar etmekten başka hiçbir şeyim yok.
11.film: Gönül Demiriz
Sunucu: Çocuğunuzla mı yaşıyorsunuz? Bazen diyorum Adnan Bey'i tanıyanlar çocuklarından ayrı mı yaşıyorlar diyorum? Benim de zaman zaman aklıma geliyor ama siz herhalde çocuklarınızla birlikte yaşıyorsunuz?
Gönül Demiriz: Evet, ben Adnan Bey'i 40 yaşında tanıdım. Şu an 60 yaşındayım. 3 tane kızım var benim. Bir tanesi İstanbul İktisat'ta okuyordu. O ilk tanıştı, sonra da ben tanıştım zaten. O zaman dan beri de tanıyorum. Kendisini çok seviyorum, çok saygı duyuyorum. Benim çocuklarım şu anda benimle yaşıyor. Biz ticaretle uğraşıyoruz. Üçü de benim yanımda. Gidip geliyorlar, görüşüyorlar. Ama hiç öyle ayrı diye birşey yok. Ben de, benim beyim vefat etti. Aynı evde yaşıyoruz.
Sunucu: Yani çocuklarınız ayrı arkadaşlarıyla yaşamıyor?
Gönül Demiriz: Hayır, benim yeğenlerim de var. Ablama devamlı gidip geliyorlar, görüşüyorlar. Hiç öyle birşey yok. Zaten şöyle birşey var, birkaç aile bunu iddia ediyor. Mesela o kadar kalabalık ki, onların hiçbiri böyle bir iddia bulunmuyor. Burada kasıtlı olarak birkaç ailenin söylediği şeyler yani... Ben de üç tane kız annesiyim ve çok dayakından tanıyorum hepsini. Çocuklarımı kendim gönderiyorum. Öyle bir ortama hiçbir anne böyle bir katılımda bulunmaz. Böyle birşey yok. Hepsi çok temiz.
Hanife Kumaşçı: Sigarayı dahi ağızlarına almazlar.
Gönül Demiriz: Kesinlikle, Adnan Bey ve çevresindekiler uyuşturucu değil, sigara dahi içmiyorlar.
Canan Genlik: Sigara dahi içmiyorlar evet. En önemli şey, sigara dahi.
Sunucu: Nasıl etkiliyor sizi?
Canan Genlik: Etki, şöyle yani. Üzlüyorum, ama Allah şahitimiz.
Gönül Demiriz: Adnan Oktar bey bugüne kadar atılan bütün iftiralardan hepsinden beraat etti. Onları bile medya açık açık söylemiyor. Hepsinden aklandı. Ona da mesela uyuşturucu iftirası atıldı. Birçok işkence gördü, hapis yattı. Ama medya bunları sonradan, mahkemelerden beraat ettiğini açıklamıyor. Onlar, birkaç ailenin birleşip de başkaları tarafından yönlendirildiklerine inanıyorum ben. Yani öyle, anneler de, o çocuklar o kadar efendi, annelerine baabalarına çok saygılı, hiçbir zaman seslerini bile yükseltmeyen insanlar. Onlar kalkıp da bir anne babaya iftira atma tarzında, veyahut da kötülük yapmazlar yani.
Sunucu: Siz onları da tanıyorsunuz?
Gönül Demiriz: Tanıyorum, ben hepsini tanıyorum... Ben de onlarla, yani tanıdığım için onları çok mutluyum. Hepsini çok seviyorum. Adnan Oktar bey de öyle. Onlara bu şekilde güzel ahlakı aşılayan Adnan Bey.
12.film: Canan Genlik
Canan Genlik: Ben de yani 88 yılından beri bu camianın dışından içindeyim. Benim de yeğenlerim burdadır. Yeğenlerim var iki tane aslan gibi. Bütün çocukların hepsi zaten pırlanta gibi çocuklardır. Yani hiçbir kötülüğünü, hiçbir şeyini çocuklarımızın görmedik. Zaten şu beş altı seneye kadar da anneleriyle beraber yaşarlardı, erkek çocuk olmalarına rağmen çocuklarımız. Ama iş icabı, yurt dışındalar çalışıyorlar. Tabii ki anneleriyle beraber. Telefonlarla, bayramlarda olsun her zaman bizim yanımızdadırlar. Ne zaman ne dersek, hani bir sıkışsam başım sıkışsa, hemen "çocuklar böyle böyle" derim hemen koşuştururlar. Koşuşturamazlar da çocuklar, arkadaşları hemen yardımcı olur.
Sunucu: Siz de yine yeğenleriniz aracılığıyla mı İslami bir hayatı tanıdız?
Canan Genlik: Evet, evet.
Sunucu: Ne etkiledi sizi?
Canan Genlik: Yani, beni etkileyen Adnan Bey'in yazmış olduğu kitaplar ve çok güzel üslubu, açıklamaları çok güzel. Zaten ayetlerden açıklamalar yapıyor, normal bir kitaptan değil, yani kendi kafasına göre değil. Ayetlerden. Kehf suresinin açıklaması beni çok etkiledi, beni hakikaten o çok etkiledi. Belki de Kuran'ın özü.
Sunucu: Allah'a yakın olmak size neler kazandırdı bir insan olarak, neleri değiştirdi sizin hayatınızda?
Canan Genlik: Birçok şeyi değiştirdi, birçok şeyi değiştirdi. Yaşam tarzımız daha farklıydı. Arkadaş grubumuz daha farklıydı. O arkadaş gruplarımızdan kendimizi çektik.
Sunucu: Daha sabırlı olmayı öğrendiniz.
Canan Genlik: Tabi ki, hele ki sabrı çok öğrendik. Sabrı çok öğrendik.
Hanife Kumaşçı: Teveküllü olmayı öğrendik.
Canan Genlik: Rabbimin izniyle sabrı çok öğrendik.
Hanife Kumaşçı: Herşeyin boş olduğunu öğrendik. Herşey boş.
Canan Genlik: Hakikaten. Sırf Allah için yaşamamız gerektiğini, ahiret için yaşamamız gerektiğini
Sunucu: Bazen depresyona giriyor insanlar, ama inanan insan daha güçlü oluyor.
Canan Genlik: Tabi en ufak şeyi hemen atabiliyoruz kafamızdan inşaAllah, tabi ki.
Sunucu: İslam dini insana hep güzel...
Hanife Kumaşçı: Vicdanlı olmayı öğrendik.
Canan Genlik: Adnan Bey'in sayesinde oldu biliyor musun, işte okuduğumuz kitaplarla. Bütün kitaplarını okudum. Herkeslere dağıttım inşaAllah. Hakikaten çok Allah'a yakınlaştım. Adnan Bey olmasaydı, muhakkak Rabbim bir vesile verecek insanlara, Adnan Bey'i de çocuklarımıza vesile vermiş. İnşaAllah tüm çocuklara böyle bir topluluk, böyle bir şey vesile versin. İnşaAllah bizden sonraki nesillere de böyle evlatlar yetiştirecek Adnan Bey gibi insanlar karşılarına çıksın.
Hanife Kumaşçı: Adnan Bey'e teşekkür ediyoruz böyle gençler yetiştirdiği için. Allah onlardan razı olsun.
Canan Genlik: Bizlere de çok faydası oldu.
Hanife Kumaşçı: Çocuklarımız bize örnek oldu.
Canan Genlik: Evet, çok bize faydası oldu. Çok faydasını gördük. Torunlarım olsun benim, çocuklarım olsun, 5 tane kızım var. Allah razı olsun. Çocuklar sayesinde çocuklarım da birşeyler öğrendiler. Torunlarım hepsi maşaAllah. Hepsi daim olur inşaAllah. İnşaAllah sahipleniriz hepimiz. Bu yolda ilerlememizi Allah nasip etsin inşaAllah
|