Ana sayfa E-mail

BİLİM ARAŞTIRMA VAKFI'NIN
23 MAYIS 2007 TARİHİNDE DÜZENLENEN BASIN TOPLANTISI

Basın toplantısından konu başlıkları:
(Film yüklendikten sonra ilgili bölümü izlemek için aşağıdaki başlıklara tıklayın)

FİLMLERİ BURADAN İNDİREBİLİRSİNİZ

BAV Basın Toplantısının Deşifresi

TARKAN YAVAŞ: Hepiniz hoş geldiniz tekrardan. Ben Bilim Araştırma Vakfı Başkanı Tarkan Yavaş. Gene son günlerdeki birtakım gelişmelerle ilgili sizlere bilgi vermek amacıyla böyle bir toplantı düzenledik. Malumunuz Yargıtay'ın bir ilamı var. Bilim Araştırma Vakfı davasıyla ilgili. Burada Yargıtay davamızın belirli bir kısmını onayarak, belirli bir kısmını da tekrar yargılanmak üzere kendi mahkemesine göndererek bir karar vermiştir. Buradaki karar tabii ki siz de takdir edersiniz ki nihai bir karar değildir. Yargıtay bazı noktalarda Bilim Araştırma Vakfı davasının tekrar görülmesini öngörmüştür. Burada yalnız bazı şeyler yanlış basına aksetmiştir, o da şöyle: Bir kere hiçbir şekilde Yargıtay'ın, orada geçen bazı cümleler var. Böyle nihai bir kararı yoktur, bunlar tamamen polis fezlekesinde yer alan ifadelerdir. Yani orada çok çirkin ithamlar var, çok çirkin iftiralar var. Bunlar tamamıyla polis ifadelerinde geçen yani işkence ve baskı altında alınmış ifadelerin aksetmesidir. Yani bunun dışında orada fazla bir şey yoktur. Yani Yargıtay'ın eklediği bir madde ya da bir mantık yoktur. Polis fezlekesinde geçen ifadelerin yansımasıdır sadece. Dolayısıyla zaten bu konularda Bilim Araştırma Vakfı defalarca beraat almıştır bu iddialardan dolayı çünkü bu polis fezlekesinde geçen iftiralar ve birtakım orada çirkin ithamlar. Bunların aslı olmadığı yönünde yüzlerce delil dosyaya girmiştir. Yani bunların bir delili yoktur. Onu birkaç defa açıkladık biz, gerek ben Bilim Araştırma Vakfı Başkanı olarak, gerekse gene vakfımızın fahri başkanı Adnan Oktar birkaç defa açıkladık. Orada şöyle bir çizgi var. Polis ifadeleri baskı ve işkence altında alınıyor. Ve bizde de aynen böyle meydana geldi. Orada size diyorlar ki bunu imzalamazsanız hayatınız tehlikede. Ya sakat kalacaksınız, ya öleceksiniz yani birçok konu. Orada zaten mecburen orada yazılanları okumadan hiçbir şekilde bir şey ifade etmeden imzalamak zorunda kalıyorsunuz. Yani orada öyle bir ortam var. Bunu defalarca açıkladık. Dolayısıyla orada yazılan ifadeler bizim gerçek ifadelerimizi yansıtmıyor. Asıl ifadelerimiz bizim daha sonra savcı önünde, hakim önünde verdiğimiz ifadeler. Bunlar bizim ifadelerimiz. Ve bunun en büyük kanıtı da biz verdiğimiz ifadelerin arkasında duruyoruz. Şimdi o polis fezlekesinde geçen ifadelerin ya da birtakım lafların hiçbir delili yok yani en büyük, bunların sahte olduğuna dair, en büyük delil burada yatıyor. Yani orada mesela bazı ithamlar var iftiralar var mesela deniyor ki örnek olarak şantaj yapılıyor deniyor. Yani bir şantaj var, şantaj yapılıyor bazı insanlara. Bir bakıyorsunuz madem biz mesela 100 kişi göz altına alınmıştık; bir bakıyorsunuz bu 100 kişi aynı anda diyor ki "evet şantaj var" diyor ifadelere göre, ama bir tane şantaj kaseti çıkmıyor. Bu ne demek? Mecburen o zor koşullar altında böyle bir ifadeye okumadan da olsa imza atılmış demek. Yani bunu ayırmak gerekiyor. Yani bugün basın bazı medya kuruluşlarının gazete sayfalarında çıkan bu iftiralar ve ithamlar tamamıyla bu polis fezlekelerine dayanıyor. Bunun dışında başka bir şey yok. Hatta bırakın delili, mesela ortaya çıkan bir kişi bile yok hani çıkıp da böyle bana şantaj yaptılar, şantajı da bırakın beni tehdit ettiler diyen bir kişi yok onu da geçen toplantıda ayrıntısını söylemiştim. Sadece Ebru Şimşek isimli bayan var. Onun söylediği bir iddia vardı. Onun da yalan söylediği gene 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bilirkişisi raporuyla, yalan söylediği ortaya çıktı. Yani bu da netleşti. Zaten bu konulardan da beraat ettik. Dolayısıyla ortada böyle kanıtlanmış, ispatlanmış ya da Yargıtay'ın böyle nihai kararını vermiş olduğu bir şey yok. Böyle bir karar da yok. Öncelikle bu ayrıntının mutlaka tarafınızdan bilinmesini istiyoruz. Bunun dışında daha önceki toplantıda da ben dikkat çekmiştim. Burada önemli olan karanlık nokta, Yargıtay'ın ilamı resmiyet kazanmadan basına yansıtılması. Bir şekilde birtakım görevlilerin kendi insiyatiflerini kötüye kullanarak, bizim bile ulaşamadığımız bir belgeyi basına yansıtmaları. Biz gidiyoruz şimdi Yargıtay'a avukatımız gidiyor diyor ki "evet böyle bir kararınız var mı, bir karar varsa biz bunu almak istiyoruz, en doğal hakkımız". Ama diyorlar ki bize karar yok. Hatta bize belge veriyorlar, üstünü imzalıyorlar, diyorlar ki böyle bir karar yok diyorlar. Biz de böyle bir karar olmadığını düşünüyoruz haliyle ama bir bakıyoruz basında işte gene her zamanki gibi bir karalama kampanyası şeklinde böyle şeyler çıkıyor. Halbuki bunun hiçbir gerçeği yansıtmayan ve çok karanlık bir nokta. Dolayısıyla bu noktaların aydınlanmasını istiyoruz. Ve böyle şeylere hiçbir şekilde girilmemesini istiyoruz, çünkü biz Türk adaletine güveniyoruz. Çünkü Bilim Araştırma Vakfı davası yaklaşık 7-8 yıldır devam ediyor ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde görüldü. Ağır Ceza Mahkemelerinde görüldü. Hatta Yargıtay'ın bazı mahkemelerine dahi gitti görüldü ve bunların hepsi tarafından, herhangi bir suç örgütü olmadığına dair, hepsinin kanaati ortaya konuldu. Yani şimdi onlarca hakim, onlarca savcı Bilim Araştırma Vakfı'nın bir suç örgütü olmadığına dair kanaatini yansıttı bu dosyalara. Zaten biz biliyoruz, kendimize de güveniyoruz. Türk adaletine de güveniyoruz. Dolayısıyla şimdi bu tür yan yollara sapmanın ve tevessül etmenin bir anlamı yok. Bunun tek sorumlusu, bunun tek amacı şu olabilir: Biliyorsunuz Bilim Araştırma Vakfı bir suç örgütü değil gayet tabii ki. Ve 1990 yılından beri kültürel anlamda, fikri anlamda faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşu. Ve 3000'e yakın konferans yapmış yurt içinde ve yurt dışında çok faal bir organizasyon. Dolayısıyla yaptığımız Bilim Araştırma Vakfı'nın ve özellikle fahri başkanı Adnan Oktar'ın kitaplarıyla yapmış olduğu fikri mücadeleyi, kültürel hizmeti, milli ve manevi değerler doğrultusunda yaptığı bu hizmeti baltalamak isteyen birtakım odakların yapmış olduğu komplolar bunlar, iftiralar. Bunlar günlük hareketler, böyle uzun vadeli şeyler değil çünkü bakıyorsunuz böyle bir iftira kampanyası başlatılıyor, işte bir linç kampanyası başlatılıyor. Onun akabinde bakıyorsunuz dava sürecinde hiç ummadıkları gelişmeler oluyor. Mesela beraat kararları çıkıyor. Ama bunların hiçbirini biz basında göremiyoruz. Mesela 1999 yılında da gene böyle sayfa sayfa iddialar çıkmıştı. Birtakım iftiralar çıkmıştı. Bunlar gene o polis fezlekesine dayandırılarak çıkarttırılmıştı. Ama sonradan baktık ki, bunların hiçbirinin doğru olmadığı delillerle kanıtlandı ama akabinde hiçbir gazetede bir beraat kararı, işte Bilim Araştırma Vakfı'nın bundan aklandığı şeklinde bir karar çıkmadı. Şimdi bu tabii basının objektiflik ilkesine aykırı düşüyor. Bunların mutlaka objektif olarak, lehe ya da aleyhe görülen her türlü kararın yer alması gerekir. Ve doğru bir şekilde yer alması gerekir.
Bir de bir ayrıntı, yani burada orda polis fezlekelerine dayanılarak yapılan haberleri yapan, bu fezlekeleri hazırlayan memurların başta müdürleri olmak üzere birçoğu şu an meslekten ihraç edildiler. Yani bu çok önemli bir şey. O dönemde bizim İstanbul Organize Suçlar şubesinin başındaki kişi ve kişilerin meslekten ihraç edilmesi söz konusu işkence suçundan dolayı. Ve şu anda 10'a yakın personel 216'şar yıl ile yargılanıyorlar Ağır Ceza Mahkemesi'nde. Hatta bu kişiler hakkında Başsavcılığın İçişleri Bakanlığı'na gönderdiği bir rapor var ve bu raporunda diyor ki açıkça bu kişiler hakkında görevlerini kötüye kullandıkları yönünde net ifadeleri var. İşte bu kişilerin şova dayalı hareket ettikleri, bazı müştekilere yaranmak için hareket ettikleri, üstlerinin emirlerine uymadıkları ve karanlık ilişkiler içinde oldukları yönünde, zaten kendi iç yazışmaları var. Yani Başsavcılığın İçişleri Bakanlığı'na yaptığı bir resmi rapor bu. Dolayısıyla hal böyleyken, bu tür şeylere itibar edilmemesi lazım. Sonuç olarak da Yargıtay'ın bu son ilamında da Yargıtay özetle son sonuç bölümünde de şunu söylüyor: Daha önce 4422 kanun vardı, bizim yargılandığımız kanun vardı, ama bu kanun kaldırıldı, bu kanunun kaldırılmasından sonra birçok ceza kanunu ve usül kanunu değişti. Buna istinaden de Yargıtay şunu söylüyor bu değişen kanunlar yönünde BAV davasının yeniden görülmesi yeniden değerlendirilmesi zorunluluğu ortaya çıkmıştır diyor ve dava yeniden görülecek. Şimdi bu da bizim zaten istediğimiz bir şey. Yani biz çünkü o dönemde de hatırlarsınız zaman aşımı konusu sürekli gündeme getirilmiş sanki BAV zamanaşımı konusu vesilesiyle kurtulmuş olduğu yönünde haberler çıktı. Yani onca delil kenara kondu sanki zaman aşımı olmasaydı mahkumiyet çıkacaktı gibi bir şaibe yaratıldı. Biz de o dönemde gene hatırlarsınız, gene bir basın toplantısı yapıp böyle bir şaibeden rahatsız olduğumuzu zaten kendimizin yargılanarak aklanmak istediğimizi söylemiştik. Bugün bu oldu, yani istediğimiz bir şey oldu aslında. Şu anda bu şaibeli gibi görünen konuyu Yargıtay'ın da kanaatimizce Yargıtay da böyle düşünüyor ve şaibeli gibi yansıtılan bu konunun netleşmesini yani bizim yargılanarak aklanmamızı istiyor diye düşünüyoruz biz de aynı şekilde istiyoruz, dolayısıyla bu sonuçtan da memnunuz. Evet, sizin de soracağınız sorular varsa ben onları da cevaplamaya çalışayım.
MUHABİR: Sırayla mı yoksa siz mi seçeceksiniz?
TARKAN YAVAŞ: Yo, Buyrun
MUHABİR: Ben Milliyet gazetesinden Nil Bayar
TARKAN YAVAŞ: Evet buyrun
MUHABİR: Şunu sormak istiyorum şimdi bu 5 yıllık zamanaşımı süresi doğal yollardan sonuçlanmadı. Sizin redd-i hakim talepleriniz ki iki kez Yargıtay'a gitmesinin nedeni sizin talepleriniz, yani mahkeme uyuşmazlığının çözülmesi için gitti yani bu dosya belki de hakikaten çok nadir görülen bir şekilde çok fazla gezdiği için o süre doldu bitti ve dosya artık görülemiyor. Şimdi burada siz de diyorsunuz ki; Yargıtay ilamı kesin bir sonuç değil ama Yargıtay'ın Yargıtay ilamında, ne de daha önceki mahkemelerin görevsizlik kararları ya da yetkisizlik kararlarında sizin iddialarınızı doğrulayan bir ifade yok. Yargıtay kararı şunu söylüyor; ortada Adnan Oktar liderliğinde kurulmuş dini görünümlü bir örgüt var ve bu insanların buraya gönüllü bir şekilde üye olduğu sabittir, yani örgüt yani suç örgütü ithamını tabii kabul etmiyorsunuz, ilamlarda Yargıtay kararlarında mahkemenin takipsizlik pardon zamanaşımından düşülmesine ilişkin kararında söz konusu örgütün varlığı kesin bir şekilde belirtiliyordu yani zamanaşımından dolayı karar verilmiş olabilir ya da söz konusu Yargıtay kararı kesin bir karar olmayabilir ama burada bir örgüt liderliği örgüt üyeliği örgütün faaliyetleriyle ilgili kesin bilgiler var. Tabii ki bu soruşturmayı polis yürütüyor. Türkiye'nin her yerinde kolluk kuvveti soruşturmayı yürütüyor zaten sizin iddialarınız bu ifadelerin baskı altında alındığı yönünde. Artı şunu ifade etmek istiyorum basına sızdırıldı çok sık kullanılan bir şey. Bu kadar basın mensubunun önünde siz de bu ifadeyi tekrarladınız ama Yargıtay başkanı ile ilgili iddialar da gazetelerde yer aldı, yani sanki bir kurum ya da kişiler tarafından bunun basının belli bir şekilde yönlendirilmesi için sızdırıldı düşüncesine ben katılmıyorum. Buraya da gelip toplantınıza ilgi gösteren bir gazeteci olarak. Benim merak ettiğim şu daha doğrusu basını da ilgilendiren hepimiz de biliyoruz ki buna ait kararlar falan değil söz konusu iddiaların ciddiyeti. Bu iddialarla ilgili biz Adnan Bey'i hiç göremiyoruz. Toplantılarda sürekli sizleri görüyoruz karşımızda. Bu demek değil ki Adnan Bey çıkıp söylediğinde biz aksini düşüneceğiz ya da falan ama niçin kendini göremiyoruz. Çok ciddi ithamlar var en son çocuk yaşta genç kızların da bu gruba çeşitli vaatlerle kandırılarak katıldığı yönünde...
TARKAN YAVAŞ: Şimdi
MUHABİR: yani iddiaların ciddiyeti aslında basını ilgilendiriyor bununla ilgili sizin mesela bu husus hakkında net delil yok
TARKAN YAVAŞ: Evet
MUHABİR: yani aleyhte bir delil yok. 5 yıllık yargılama sürecinde Yargıtay kararında dahi bu iddialar tekrar ediyorsa eğer bu nasıl olabiliyor onu soruyorum ben size. 
TARKAN YAVAŞ: Şimdi bir kere delil yok dediğiniz doğru. Yani delil olsa bugüne kadar ortaya konurdu herhalde 7-8 yıl oldu delil yok. Adnan bey toplantılara katılıyor durumu elverdiğince. Geçen yaptığımız bir basın toplantısı vardı , bilmiyorum buradaki arkadaşlar vardı, oraya katıldı, bazı televizyon programlarına da çıktı, bugün de kısmet olursa buraya katılacak yani biz bekliyoruz kendisini, kendisiyle bir görüşme yaptık sabah, dolayısıyla katılmıyor diye bir şey yok. Biz zaten sürekli bugün de mesela basın toplantısı düzenlememizin amacı bazı bilgileri doğru aktarabilmek ama onları da görebilmek açıkçası basında. BAV davasına gelince, ben cevap vereyim isterseniz çünkü bayağı bir şey söylediniz onları hatırladıkça söyleyeceğim. BAV davasına gelince, BAV davası zaten ilk başta DGM'de görevsizlik kararıyla Ağır Ceza mahkemesine gönderildi. Yani bir DGM şunu söyledi 4422, yani suç örgütü, çıkar amaçlı suç örgütü burada yoktur dedi ve bunu bir üst diğer DGM de onayladı yani diyorsunuz ki böyle bir karar yok, var böyle bir karar ve bu diğer mahkemelerde gezerken yani o da yetkisizlik konusu. O bizi ilgilendiren bir konu değil mahkemeler kendi aralarında bu davaya kimin bakacağına karar veriyorlar.
MUHABİR: Sizin itirazınız oldu iki kez mahkemeye.
TARKAN YAVAŞ: O ayrı bir konu, şimdi karıştırıyor olabilirsiniz.
MUHABİR: Hayır efendim, hayır efendim.
TARKAN YAVAŞ: Yetkili konusu değil
MUHABİR: Gezme
TARKAN YAVAŞ: gezme, reddi hakim konusu
MUHABİR: Reddi hakim zaten.
TARKAN YAVAŞ: Evet reddi hakimde de doğru nedenlerimiz olduğu için bizim bir talebimiz oldu yani hukuksal hakkımızı kullandık ve bunun da çok samimi ve doğru bir hak olduğu şuradan belli mahkeme bunu kabul etti, yani mahkeme bunu kabul etmek zorunda değil, yani DGM yargıçları derler ki, biz reddinizi reddediyoruz derler yani bu zor bir şey değil. Ve Devlet Güvenlik, tarihinde ilk defa bir DGM heyeti çekilmiş davadan. Bu ne demek, demek ki bizim haklı nedenlerimiz var ki, böyle bir şeyi kabul ettiler ve bu çok ciddi bir konudur yani siz böyle DGM yargıçlarını sebepsiz yere reddedemezsiniz bunun karşı tazminat davaları vardır, yani çok ciddi bir şeydir bu, iddiadır. Ve biz bunu söyleyebiliyorsak, demek ki haklı nedenlerimiz var, e sonuca da bakıyoruz, sonuçta da çekilmişler. Demek ki bu bir zaman aşımı süresine sokmak için bir şey değil, bu o günkü şartlarda hukuksal haklarımızı kullanmamız.
Bir diğer konu da, bunu da gözden kaçırmayın lütfen ağır ceza mahkemesi yani, zamanaşımına BAV'nın zamanaşımına uğrayan parçası dışında ikinci bir parçası daha var yani bu da ağır ceza mahkemesinde görülmeye devam eden parçası. Bu zaman aşımına uğramadı ve bu dava bütün BAV üyeleri ve fahri başkanı Adnan Oktar'ı içine alacak şekilde beraat ile sonuçlandı ve onandı yani kesinlik kazandı bu, yani sonuçta biz kesinlik kazanmış bir mahkeme kararıyla da beraat etmiş durumdayız aslında. Ama bu önden giden parça zamanaşımından gitmişti, Yargıtay da dedi ki kanunlar değişti, şu kanunlar var uzun uzun saymış siz de görmüşsünüzdür, yeni kanunlar var, o kanunlara göre on yıl olabilir zamanaşımı, şu anda bizim yedi sene oldu yaklaşık, bir daha bir gözden geçir, böyle bir zorunluluk var başka bir şey değil ve burada zamanaşımı konusu tartışılıyor. Orada geçen ifadelerin hepsi de ben açıkladım özellikle, yani buna lütfen çok dikkat edin, yani polis fezlekelerinde yer alan ifadeler yani orada mecbur kalınarak insanlar bir hafta gözaltında kalmış, mecbur kalarak imza attığı şeyler ve bunların hani tamam bir şeyler zorla da imzalatılsa sonradan bunların delilendirilmesi gerekir, delillendirilememiş yedi yıldır, demek ki böyle bir şey yok. Biz de zaten o gönül rahatlığıyla onlara evet dedik. Orada çok zor bir ortam vardı yani şimdi nasıl anlatsam bilemiyorum size ama sadece biz de değil bakın siz gazetecisiniz araştırın o dönemdeki birçok insan var oradan geçmiş olan, o uygulamalardan geçmiş olan birçok insan var, tanınmış insanlar var, düzgün insanlar da var hepsinin yazdıklarına bakın anılarına bakın bunların hepsi mi yalan söylüyor, hepsi iftira mı atıyor polise iftira mı atıyor bunların hepsi. Değil yani hatta bakın uygulamaları bile uyuyor birbirine yani işkence metotlarını bile çok detaylı bir şekilde anlatıyorlar ve bunlar birbirleriyle aynı yani bu kadar insan, birbirinden ayrı dünyalarda yaşayan insanlar aynı şubeden geçiyor ve aynı uygulamaların olduğunu detaylarına kadar anlatıyor. Bu olacak şey değil yani belli ki böyle bir uygulama var. Burada tabii benim eklemek istediğim bir nokta da şu, biz burada tabii ki hiçbir zaman devletin manevi yönüne ya da şahsiyetine yönelik bir şeyimiz yok hiçbir zaman da olamaz. Biz devletimizin yanında her zaman devletin politikalarını destekleyen yönde bir faaliyet gösteren bir sivil toplum kuruluşuyuz. Buradaki bizim itirazımız ve şikayetimiz, devletin içinde yer alan ve kendi bulunduğu konumu suiistimal eden bazı kişiler ve görevliler hakkında oluyor. Ve şu andaki görülen davalar da onlar hakkında.
MUHABİR: insanlar niçin inanmıyor peki sizce? Yani her şey polis senaryosuysa bunların hepsi asılsız iddialarsa, insanlar niçin bu iddiaları...
TARKAN YAVAŞ: Valla şöyle bir durum var
MUHABİR: ... samimi bulmuyor olabilir... vakfınızın faaliyetleriyle ilgili olabilir...
TARKAN YAVAŞ: söyle bir durum var BAV'na gerçekten inanan seven ve takip eden çok geniş bir kitle var, biz onu görüyoruz yakın ilgisini de görüyoruz ama bazı basın kuruluşları, bazı basında yansıma şekli gerçekten bizim hoşumuza gitmiyor burada basını da eleştiriyor anlamında bir şeye de girmek istemiyorum ama sizleri tenzih ederim buradaki insanları ama böyle yansıması sebebiyle de bu meydana geliyor. Siz ister istemez insanlara oradaki polis fezlekesindeki lafları cümleleri verirseniz, onlar tabi ki bundan etkilenirler. Bazı şeyler söylerseniz mesela ‘küçük kızlar' diyor; bu mesela insanları tahrik edecek bir şey, toplumu tahrik edecek bir şey orda bir detay var. ‘Küçük kız' ifadesi bizim yargılandığımız davanın hiçbir şekilde iddianamesinde veya herhangi bir yerinde de geçmiyor.
MUHABİR: Evet onu da soracaktım, ben bunu ilk kez duyuyorum.
TARKAN YAVAŞ: Bu yeni bir şey bunun delili bu nerden böyle bir şey yok. Bu neden var?
MUHABİR: Biz de bunu duyunca şaşırdık, yani bu daha önce hiç duymadığımız bir itham
TARKAN YAVAŞ: Bu sadece psikolojik bir propaganda var yani psikolojik bir şey bu. Siz toplumu bir şekilde yönlendirmek için bu tip şeyleri ihtiyaç duyuyorsunuz belirli odaklar BAV'ın faaliyetlerini engellemek varlığını kaldırmak için bu tür olaylara tevessül ediyorlar bu tür komplolara giriyorlar. Daha önce de yalancı tanıklar getirdiler
MUHABİR1: Kimdir efendim bunlar? Bunlar kimdir efendim? Yani şüphelendiğiniz.
MUHABİR2: Biraz daha somutlandırabilir miyiz?
MUHABİR3: Evet. Çok havada kalıyor BAV'ın çalışmalarını kim neden engellemek istiyor ve bu düşmanlık neden kaynaklanıyor?
TARKAN YAVAŞ: Şimdi biliyorsunuz BAV Materyalizm ve Darwinizm'e yönelik çok ciddi bilimsel bir çalışma yapıyor ve yapmış olduğu bu çalışmaların biz hem Türkiye'de hem de yurt dışında da karşılıklarını görüyoruz. Çok ciddi anlamda bir etkisi var, şimdi bu tabi bizim ülkemizin temellerini teşkil eden yani toplumsal yapının temellerini teşkil eden milli manevi değerlerin de korunması yönünde çok önemli bir faaliyet. Yani bütün ahlak yapımızı, dejenerasyonun yok edilmesi, milli birlik ve beraberliğimizin kurulması yönünde çok özde bir faaliyet bu. Şimdi bu faaliyetten rahatsız olmuş olan birçok odaklar olabilir ben bunu isim isim söyleyemem ama bunu herkes bilir. Masonik odaklar vardır, biliyorsunuz uzun yıllar BAV'a yönelik yapmış olduğu faaliyetlere imza atmış böyle odaklar vardır. İşte özellikle fahri başkanımız Adnan Oktar'a yapılmış komplolar vardır, mesela bunlar son derece somut olaylar şimdi bakıyorsunuz 1986 yılında söylediği bir sözden dolayı 10 ay hapis cezası aldı. Tabii bunlar sonunda ceza almadı özür dilerim düzeltiyorum10 ay hapiste yattı sonuçta beraat ile sonuçlandı. 10 ay gene akıl hastanesinde yatırıldı, sonuçta gene hiçbir şey olmadı bir kurul raporuyla bozuldu sağlam raporu verildi daha sonrasında. 1991 yılına bakıyoruz kokain komplosu denilen bir komplo yapıldı, kanında kokain yan maddesi çıkarıldı gözaltındayken. Sonradan anlaşıldı ki bu yan madde gözaltı sırasında verildiği ortaya çıktı. Gene adli tıp raporlarına dayanılarak böyle bir şey çıktı gene o konuda da beraat etti yani komplolar, artık resmileşti BAV fahri başkanına karşı yapılan komplolar resmileşti
MUHABİR: Bu odaklarla ilgili olarak sürekli sizinle uğraşılan bir tablo çıkıyor önümüze, peki BAV da bu herhangi odaklardan bir tanesini bir gün kıstırıp da mahkeme önünde teşhir etme imkanı olacak mı birazda böyle bir tablo bekliyoruz çünkü sürekli sizinle uğraşılıyor, sürekli sizinle uğraşılıyor BAV'ın muhatap olduğu gizli bu odaklardan bir tanesini en azından somutlaşmak adına mahkeme koridorlarında basın tarafından görüntülenebilecek mi bu sivil ya da devlet içerisinde herhangi bir örgüt olabilir.
TARKAN YAVAŞ: bunu bizde arzu ederiz , ama bu..
MUHABİR: bu konuda sizin faaliyetleriniz var mı ya da biz böyle bir şey bekleyelim mi sizden
TARKAN YAVAŞ: Biz meydana gelen olayları anlatabiliriz, bu konuda devletimizin ilgili makamlarına yazı yazabiliriz, hukuksal haklarımız kullanıyoruz ama onun dışında bu devletimizin yapacağı bir şey.
MUHABİR: sizin adınız somut olarak ortada BAV. BAV biz bunu kanıksadık ama bir de sizin muhatabınız olan bu işte gizli güçler şer odakları bunlardan işte nedir? Onu biraz merak ediyoruz.
MUHABİR: gizli servislerden mi bahsediyorsunuz böyle bir şey mi bu?
TARKAN YAVAŞ: Bunu şimdi ben bir şey demiyorum bunu devletin ilgili makamları ortaya çıkarabilir, yani bu BAV'ın görevi değil yani biz başımıza gelen olayları anlatıyoruz ve resmiyet kazanmış belgeleri ortaya koyuyoruz. Diyoruz ki böyle bir şey var
MUHABİR: ama bir isim vermiyorsunuz efendim masonik odaklar diyorsunuz bir belirlediğiniz bir çizgi var aslında sınırlarını çiziyorsunuz içini doldurmuyorsunuz yani sizin bildiğiniz böyle bir masonik odak var mı efendim suçlayabileceğiniz.
TARKAN YAVAŞ: bunu devletin yetkili organlarının ortaya çıkarması lazım, biz konuyu ortaya koyuyoruz ve zaten belirli mercilere başvuruyoruz bu konuyla ilgili olarak, onların ortaya koyması gerekir bunların üstüne gidilirse ben çok rahat ortaya çıkacağını düşünüyorum
MUHABİR: Devletin içinden de olduğundan şüpheleniyor musunuz efendim?
TARKAN YAVAŞ: Bazı memurların ve bazı kişilerin kullanıldığı ve yönlendirildiği biraz önce anlattım size bakın bazı kişiler bize karşı böyle yönlendirildi ve bu kişiler şu anda yargılanıyorlar devlet tarafından yargılanıyorlar, bunun üstüne devlet tarafından gidilmeli, zaten herşey ortada biraz önce anlattım bu üstüne gidilirse çok rahat ulaşılacak konular
MUHABİR: Tarkan bey, siz isim veremiyorsunuz ama cemaatinize üye vakfınıza üye Oktar Babuna gibi insanlar mesela ailelerinin sabetaist kökenli olduğunu söylüyorlar mesela onlar direk isim verebiliyorlar sabetaistler ise herkesin malum Türkiye'de ve bulundukları ülkede çok etkin insanlar yani direk onlar isim veriyor bunlar olabilir mi mesela bu sabetaistler
TARKAN YAVAŞ: şimdi dediğiniz gibi aileler konusu var bazı ailelerde yönlendiriliyor mesela bize karşı böyle toplumda yine infial uyandırmak için aile içi meseleleri sanki BAV'ın meselesiymiş gibi ortaya konuluyor. Halbuki BAV'ın böyle bir meselesi yok. Yani, mesela çocuklarıyla görüşemeyen insanlar normalde görüşürler buna kimse karşı duramaz bunun gibi birçok konu ve bunlar aynı zamanda meydana geliyorlar ve aynı zamanda gündeme getiriliyorlar, bunların araştırılması lazım bu sadece bizim yapabileceğimiz bir şey değil
MUHABİR: Materyalizm ve Darwinizm karşıtı bir örgüt olduğunuzu iddia ettiniz o kadar yoğun mu bu Materyalistler ve Darwinistler bu kadar yoğun bir çarpışma içerisindesiniz, bunlarla sürekli gündemdesiniz fakat Materyalist veya Darwinist herhangi bir somut örgütle, en azından biz karşılaşmış değiliz.
TARKAN YAVAŞ: yani şöyle tabi bu illa bir insanların ortaya çıkıp biz Darwinistiz Materyalistiz ve bu amaçla hareket ediyoruz demesini beklememek lazım zaten böyle bir şey olmaz. Oradaki hayat tarzına bakacaksınız yani getirmek istediği ahlaka bakacaksınız yaptığı faaliyete bakacaksınız oradan anlayacaksınız çünkü bunlar bazı böyle hatta sapkın ideolojilerin, işte komünizm gibi, faşizm gibi bir takım ideolojilerinde temeli bunlar yani temel felsefesi bu felsefede olan insanlar yani insanı bir nevi hayvan türü gibi gören insanlar çok rahat bu suçları işleyebilirler ve menfaatleri için, her şeyi meşru görebilirler biz bunları görüyoruz yurt dışında da birçok biliyorsunuz loca ortaya çıkarıldı İtalya'da ya da benzeri orada da bunlar anlaşıldı. Çok ciddi örgütlenmeler var bu örgütlenmeler hayat tarzlarını materyalizm üstüne kuruyorlar bunun üstüne idealist insanları yok etme gayesiyle çaba harcıyorlar, bunların tabi ki ortaya çıkarılması gerek, bunlar bilinir ve Adnan Bey'in kitaplarında da bunlar yazılıdır.
MUHABİR: Tarkan bey ben bir şey sormak istiyorum şimdi Adnan beyin kitaplarından bahsediyorsunuz. Peki hakikaten normal şartlarda çok fazla yazıyla öğrenemeyeceğimiz çok gizli bilgiler karşımıza çıkabiliyor o zaman biz şimdi arkadaşlarında ısrarla vurgulamak istediği şey aynı noktaya geliyor kitaplarında yayınlarında bu kadar ulaşılmaz, gizli bilgileri yayınlayabilen, yazabilen ulaşabilen BAV, kendisine yönelik böyle bir komploda işte mesela bülteninizde de var emniyet yetkililerinin, ki isimde vermişsiniz, Adil Serdar Saçan şimdi bunlara yönelik siyasi ve Masonik baskılarından bahsediyorsunuz bunların ne tür baskılar olduğunu nerelerden geldiğini herhalde bilmeniz de mümkün, en azından bu yönde araştırmalarınız var, size ulaşan bilgiler var. Çünkü dediğim gibi kitaplarınızda zaten bu tür hesap edilemeyecek şeyleri koyuyorsunuz, bunu niye paylaşmaktan imtina ediyorsunuz, burada hem belli ki bir şeyden yakınıyorsunuz, diyorsunuz ki çarpıtılıyor bazı gerçekler, medyaya bazı olaylar yanlış aksettiriliyor, ama burada sizde doğrusunu paylaşmaktan biraz da, açıkçası çekingen davranıyormuşsunuz gibi geliyor niye daha somut konuşmuyorsunuz. Delillendirmiyorsunuz elinizdeki bilgileri.
TARKAN YAVAŞ: Şimdi biz birtakım duyumlar alıyoruz, dediğiniz gibi birtakım şeyler duyuyoruz kulağımıza geliyor, ama, bunları ortaya çıkarmak ve ispatlamak bizim görevimiz değil, devletimizin görevi ama biz bildiklerimizi inanın aynen ilgili makamlara aktarıyoruz. Yani ne geliyorsa, ne duyuyorsak onları söylüyoruz, ama bunları ispatlama noktasında biz bunu devletimizden bekliyoruz.
MUHABİR: Şimdi bir şey soracağım ben size.. ciddi olarak bildiğiniz bir şey varmı, ben şunun için soruyorum, dosyayı ben okudum, o yüzden de , ben çok şaşırdım Dosyada, orada küçük kızlar mevzu. Hiç tanınmayan, hiç geçmeyen bir konuydu, çünkü ayrıca ayrı bir suç... Benim merak ettiğim şey sizin önünüze gelen dosyada var olmayan bir iddiayı kararda alabilir mi? Yani böyle hukuki bir yetkisi var mı, yüksek mahkemedir, var olabilir, ki eğer yoksa, sizin bu karara itiraz gücünüz var mı yani hukuken böyle bir yetkiniz var mı, hakkınız var mı? Ben bunu merak ediyorum, yani bu kararı siz içine sindirememişsiniz belli ki ve bununla ilgili bundan sonra ne yapmayı düşünüyorsunuz onu soruyorum ben?
TARKAN YAVAŞ: Şu anda biraz önce bahsettiğim gibi yani bu kararı bir polis fezlekesinin yansıması olarak görüyoruz, nihai olarak da...
MUHABİR: Fezlekede mi var?
TARKAN YAVAŞ: Fezlekede yok. Ama bunları da tabi ki araştıracağız sonuçta hukuki bir süreç. Biz de neler yapabileceğimizi araştıracağız, bakacağız
ne gerekiyorsa yapacağız yani bu süreçte. Yeni çok yeni, çok yeni gelişmeler.
MUHABİR: Adnan Bey mi geldi?
TARKAN YAVAŞ: Olabilir kendisini bekliyoruz, gelmiş olabilir tam emin değilim ben    
MUHABİR: Gelmiş
ADNAN OKTAR: konuşmaya başlayabiliriz değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Evet             
MUHABİR: Bir saniye şunu da almalıyım
ADNAN OKTAR: Arkadaşlar ben sizlerden soru alabilir miyim ilk başta, öyle olsa daha iyi olur, daha isterim.
MUHABİR: Geçen toplantınızda öyle olmuştur belki, şimdi bizde Tarkan Bey'e girer girmez, kendisi grubunuza yönelik yapılan iddiaların ciddi olmadığını söylüyor, biz de ısrarla şunu söylüyoruz, peki niçin polisin iddialarına karşı net bir, somut bir isim veremiyorsunuz, kim yaptı bu komployu? Eğer bu komploysa, iddialar öyle ya, kim yapıyor bunu niçin yapıyor, niçin Bilim Araştırma Vakfı'nın faaliyetleri basın tarafından ya da kamuoyunun geniş bir kitlesi tarafından yasal sınırlar içerisinde görülmüyor? Bunun sebebi nedir, onu sormak istiyoruz.   
ADNAN OKTAR: Türkiye'de insanlarımız arasında bir kere sevgi eksikliği var, bu çok büyük bir sorun. Türkiye'de insanların birbirini sevmesinde bir azalma var. Parti liderlerinden sevilmeyen çok fazla insan var, birçok devlet büyüğümüze karşı sevgide bir eksiklik var, bunun ortadan kalkması gerekir yani herkesin birbirine karşı anlayışlı ve hoşgörülü olması lazım. Yani sevgi gözüyle bakıp şefkatle, en azından saygıyla yaklaşılması gerekir. Gereksiz bir gerilim var Türkiye'de. Bir hoşgörü, bir sevecenlik ortamı oluşması lazım , bu son derece tehlikeli, yıllardan beri, ben lise yıllarından beri hatırlarım, hatta akademi yıllarından beri gereksiz bir gerginlik vardır, sol sağa düşmandır, sağ sola düşmandır, o onun kötülüğünü ister, o onun kötülüğünü ister, o onun yargılanmasını ister, o onun yargılanmasını ister, böyle olmaz arkadaşlar, yani sağın sola, solun sağa anlayışlı olması lazım, birbirlerine şefkatle yaklaşmaları gerekir. 12 Eylül döneminde böyle oldu, 12 Mart döneminde böyle oldu, bunlar tamamen gereksiz, yani kardeşi kardeşe kırdırma var burada. Fikirlere karşı son derece hoşgörülü, akılcı yaklaşılması lazım, en azından saygıyla yaklaşılması lazım. Bu mantıkta olunursa, bu süreç mecburen devam edecektir, eder böyle şeyler. Mesela şu an, Yargıtay'ın verdiği kararda, davada yargılanan kişilerin dörtte üçü dava dışı bırakılmıştır, dörtte üçü bir anlamda beraat etmiştir. Fatih Altaylı, Ebru Şimşek yönünden de beraat etmiştir. Dolayısıyla dosya tamamen boşalmıştır şu an. Geriye sadece polis fezlekesi kalmıştır. Polis fezlekesindeki izahların da hiçbir delili yoktur arkadaşlar. Mesela bugün yine basında okudum, küçük kızların istismar edildiğine dair bir yazı var. Böyle bir küçük kıza ait bir açıklama yok, böyle bir mağdure yok. Böyle bir küçük kız varsa, hiç olmazsa isminin baş harfini versinler, böyle bir insan yok, bunlar tamamen hayali ve sanal izahlar. Şantaj kaseti yok, eğer böyle bir kaset varsa dosyada bunu bize belirtsinler. Şantajla ilgili herhangi bir belge yok, yani bunların tamamı sanal izahlar. Bunun önü sonu gelmez bu tip şeylerin yani ne sağ, sola komplo yapsın ne sağ sola ne sol sağa. Bunlar bitsin artık Türkiye'de, birbirimize dostça, kardeşçe yaklaşalım. Yani benim çete olmadığım belli, buna kimse inanmaz. Ben bir yazarım, bilim adamıyım, araştırmacıyım, fikir insanıyım. Yani eğer ben çete olduysam, milyonlarca insanı çete konumuna sokmak gerekir. Böyle şeyler olmaz, bunlar çok tehlikeli. Saadettin Tantan döneminde Türkiye'nin ekonomisi çökme durumuna gelmiştir, bu kardeşliğin ve sevgi ortamının ortadan kalkması sonucunda. "Kurtar bizi Yarabbi" diye halkımız bağırmaya başladı. Bunlar doğru şeyler değil. Türkiye'nin etrafı sarılmış durumda. Çok fazla düşmanımız var. Bizim birbirimizi sevmemiz gerekiyor, birbirimizi kollamamız gerekiyor. Bütün etrafımızdaki coğrafya bu şekilde yani Türkiye üzerindeki tehditler ciddi. Eğer birbirimizi sevmezsek, biz birbirimizi kollamazsak Türkiye parçalanabilir, bu ciddi bir tehdittir. Bunun mutlaka önünün durdurulması gerekir, yani milli güvenliğimiz açısından, devletin birliği beraberliği açısından sevgiye ve kardeşliğe ihtiyacımız var. Bunların biran önce hallolması gerekiyor. Eğer sizlerin de yine soruları olursa, ben yine açıklamalarıma devam edebilirim fakat sizlerden soru almak istiyorum eğer uygunsa.
MUHABİR: Bunlar efendim, size karşı hoşgörüsüzlüğü gösteren ya da hoşgörü göstermeyen bu odaklar, sizinle uğraşan, bu vakıfla uğraşan kimdir? Belli bir felsefe üzerinde duruyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Mesela bölücü örgütün yayın organı, iki gün önce benim nasıl yakılacağımın, yakılmam gerektiğinin tarifini yapıyor. Mesela bize karşı olan bir düşüncenin kaynağını veriyorum. Çünkü ben Büyük Türkiye'ciyim, Türkiye'nin büyük olmasını istiyorum. Bütün bölgede nüfuz sahibi olsun istiyorum, e adam bölücü, öyle olunca tabi ki benim yakılmam gerekiyor. Ve bunu açık açık beyan edebiliyor adam, hem de yakılarak. Bu bir tane örnek, çoğaltabiliriz bunları.
MUHABİR: Çoğaltırsak seviniriz efendim, çoğaltırsak sevinirim, biraz daha detaylara girebilirsek.

ADNAN OKTAR: Benim biliyorsunuz, Masonluğa karşı, eskiden beri detaylı çalışmalarım oldu. Masonluk dünya çapında bir teşkilattır. Yani devletlerin yıkılmasına, yeni devletlerin kurulmasına karar veren, çok büyük bir organize harekettir. Bir dünya devletidir masonluk. Hem İngiltere'de, hem Amerika'da genel merkezleri vardır. Bunların etkisi çok büyüktür. Yani Masonluk bir şeye karar verdi mi, bunu çok kolay neticelendirir. Bunlar devletin birçok kurumunda görev alan insanlardır. Gerekirse ben bunların isimlerini de verebilirim.

MUHABİR: Verir misiniz?

ADNAN OKTAR: Şu an vermek istemiyorum ama, gerekirse verebilirim. Yani en kilit yerlerde bile, en umulmadık yerlerde bile bir mason nüfuzu oluyor. Ve oradaki mason kendi üstündeki idarecisinin emrini değil, mason olan üstadının emrini yerine getiriyor. Yani müdürü veya başkanı varsa onun sözünü dinlemez, kendi üstadının, mason üstadının emrini yerine getirir.
MUHABİR: Yani Mason örgütler mi, bu suçlamaların hepsini yapan?
ADNAN OKTAR: Masonluğun tabii çok büyük etkisi var.
MUHABİR: Efendim Masonlar dediniz de.. 31 Mayıs'ta Silivri Klassis Otel'de,…. Üçlüsünün büyük bir organizasyonu var. Türkiye'den de çeşitli kişiler katılacak. Bu örgüt bunlara da dahil mi?
ADNAN OKTAR: Tabii ki , tabii ki. Bunlar tamamen masonik örgütlenmelerdir ve dünyayı yöneten büyük örgütlerdir. Halk bunları bilmez. Mesela Filistin'de halk birbirine düşürülecekse, buna Masonluk karar verir, ve bunu uygular. Bir ülke bölünecekse, buna karar verir ve uygular. Yani millet, hep, insanlar, halk hep masumdur, bunları bilmezler. Ve bu Masonluk çok organize bir harekettir, ve gizli bir harekettir. Kontrol edilemez bir harekettir. Ve devletler üzeridir. Yani gücü tahmin edilenin çok çok üzeridir. Onun için fark edilmeyen bir güç, şiddetli bir güçtür. Açık güce karşı mücadele yapılabilir, fakat bilinemeyen bir güce karşı mücadele adeta imkansızdır.
MUHABİR: Kendinizi bu gizli güçlerle mücadele etme konumunda görevli addediyor musunuz?
ADNAN OKTAR: Görev olarak değil de, bir Müslüman olarak, tabii ki yanlış olan, doğru olmayan, sevgiye, şefkate, muhabbete karşı olan her düşünceye karşı, ilmi ve akılcı bir mücadele yapmak durumundayız, yapmam gerekir ve sizlerinde, herkesinde üzerinize bir görevdir bu. Yani bu konuda sağcı solcu fark etmez.
MUHABİR: Adnan bey bence sizinle ilgili en fazla sorulması gereken şeylerden birisi şu. Daha doğrusu sizin açınızdan baktığımda, sizin için en büyük tehlike olarak gördüğüm bir şey, benim açımdan şu; mesela siz şimdi Masonik odakları, ya da bölücü örgütü suçluyorsunuz , ama size yönelik soru işaretleri hemen her kesimde olması bence sizin için çok büyük bir handikap.. Yok bir.. bir şey. Özür dilerim tamamlayabilirsem. Şimdi siz örneğin yıllardır masonlarla mücadele ediyorsunuz. Yayınlarınızla, yazılarınızla. Ama bir taraftan da şu soruluyor. Nasıl oluyor, Adnan Oktar yıllardır bu kadar cesaretle bunları yazabiliyor. Nasıl buna müsaade edilebiliyor ki, mesela çok basit bir örnek vereyim, İngiltere'de Stephen Knight bir kitap yazıyor arkasından ölüyor, ve ölümü masonlara bağlanıyor ve hala yıllardır ölümü esrar perdesini koruyan bir şey. O da çok büyük sırları deşifre ettiği için. Şimdi sizin bu kadar güçlü bir şekilde, ekibinizle birlikte bunları deşifre edebilmeniz de kuşku doğuruyor. Halkta, başka kesimlerde, sağ kesimde özellikle, Adnan Oktar masonları gereğinden fazla güçlü göstererek aslında onlara hizmet ediyor, diyenlerde var. Bence sizin hemen her kesime karşı bir cevap verme durumuna gelmiş durumdasınız. Bence bu da sizin için bir sorun meydana getiriyor.
ADNAN OKTAR: Bana şimdiye kadar, ben basına bunu yansıtmadım, dokuz ayrı kere suikast yapıldı. Kimse bunu bilmiyor. Dokuz kere. Dokuz ayrı kere suikast yapıldı.
MUHABİR: İstanbul'da mı hepsi?
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Nasıl? Yöntemleri nedir? İlk defa duyuyoruz.
ADNAN OKTAR: Mesela birisi evimizde yapılmıştı. Yan komşuya geldi, yan komşuya şaşırmış, yan komşuya içeri girmiş, çok büyük bir gürültü duyduk, büyük bir bağrışma duyduk, sonradan kapıyı açıp sorduğumuzda, büyük bir hançerle üç kişinin geldiğini söyledi komşu. Adnan Oktar burada mı oturuyor dedi içeriye daldı dedi, içeriden damadı koşmuş , o da herhalde kendini savunmak için içeriden bir şeyler almış. Çok büyük bir arbede çıkmıştı. Yanlış yere gelmiş. Mesela bu, bir tanesi. Daha önce bu tür şeyleri, gündemde yapmıyorum, anlatmıyorum. Yani karşı tarafı sevindirmesin diye.
MUHABİR: Ne zaman oldu bu olay?
ADNAN OKTAR: Ortaköy'deki evimizde komşumuz şahittir. Yani gerekirse onlardan sorabilirsiniz.
MUHABİR:  zaman olarak
ADNAN OKTAR: Yok, epey oldu. Yani
MUHABİR: Suç duyurusunda bulundunuz mu?
ADNAN OKTAR: Hayır bulunmadım
MUHABİR: Neden bulunmadınız?
ADNAN OKTAR: Yani, şimdi onu söylemeyeyim.
MUHABİR: Zaman hatırlayabiliyor musunuz, bir beş on yıllık süreç içerisinde mi?
ADNAN OKTAR: Evet , evet en az. En az. En az. On yıl öncesi
MUHABİR: Sonraki sekiz ayrı olay?
ADNAN OKTAR: Mesela bir tanesi, evimizin önünde arabanın içerisinde, bir şahıstan şüphelendik ve polise ihbar ettik. Bu adam polisçe yakalandı. Sonradan bu şahsın bana suikast yapmak için orada beklediği ve arabasında silah bulundurduğunu ve polis tarafından bunun ele geçirildiğini tespit ettik. Hatta arabasında uyuşturucu bulundu arabada. Adam uyuşturucu da kullanmış,hazırlık ta yapmış, silahıyla beraber bekliyor. Evimizin önünde. Bu ikinci vakamız. Adam, bunu yaptıranlar da kendileri söylüyor. Biz bunu kiraladık, evet diyor, doğru diyor, bu şekilde
MUHABİR: Kimdir peki bunu yaptıranlar?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Kimdir?
ADNAN OKTAR: Şimdi söylesem, çok dallanır budaklanır olay. Ama ben size özel olarak, eğer gizli kalması kastıyla, eğer mümkünse, söyleyebilirim.
ARADA ANLAŞILMAYAN KONUŞMALAR VAR.
MUHABİR: Çok dallanıp budaklanmamalı mı ki bunlar zaten? Bir şey söyleyeceğim ben. Ben bunu çok keredir, ciddi bir karmaşa şunlardır. Ebru Şimşek'in, kanıt yok diyorsunuz, ama Ebru Şimşek'in çekilmiş gizli görüntüleri ortaya çıktı. Siz de dediniz ki bu bizim evimizde çekilmedi, başka bir yerde çekildi.
ADNAN OKTAR: Evet
MUHABİR: Şimdi, görsel açıdan bu malzeme insanlar için bir görüntü olarak hala duruyor, yani siz aksini iddia etseniz de. İkincisi hep aynı materyallerle konuşuyoruz gibi geliyor bana karşılıklı.. Yani işte dokuz kez suikast girişiminde bulunuldu diyorsunuz bana karşı. Ama işte suç duyurusunda bulunmadım, nedenini söylemek istemiyorum, yaptıran belli, kim olduğunu söylemek istemiyorum. Tamam söylemek istemeye de bilirsiniz, buna da hak veriyoruz. Ama bunlar hep muallak, buradaki herkes muhabir, oturup yazmaya başladığımızda elimizde hiçbir şey olmadığı ortaya çıkıyor. Yani gazetelere girmiyorsa iddialarınız bundandır da, biraz da kendinize dönmeniz gerekiyor. Çünkü hep muallak şeylerle haber yazılamaz.
ADNAN OKTAR: Peki bir tanesini söyleyeyim. Bana bütün Türkiye'nin gözü önünde, emniyette kokain verildi. Bir tane gazeteci çıkıp, yahu kardeşim bu emniyetin içine kokaini kim soktu diyemediler. Benim evimin içine kokain sokuldu, bunu kim soktu diyemediler.
MUHABİR: Kokain nasıl verildi emniyette size, yani polis mi verdi?
ADNAN OKTAR: Yani, bilmiyorum artık emniyette kim varsa. Bu bilinen bir şey.
MUHABİR: Yemeğin içinden mi verildi.
ADNAN OKTAR: Eh , tabii ki.
MUHABİR: Bu suikast mı amaçlı?
ADNAN OKTAR: Efendim?
MUHABİR: Suikastı mı bu?
ADNAN OKTAR: Hayır, kanımda bu kadar çıkması. 5 mikro gram bölü mililitre, yani ölümcül dozda kokain verildiği tespit edilmişti.
MUHABİR: işte onu soruyorum bende
ADNAN OKTAR: Yani çok yüksek dozda kokain verilmiş. Yemeğimde
MUHABİR: Nasıl tespit edildi?
ADNAN OKTAR: Adli tıpta tespit edildi. Ben yetmiş iki saat gözaltındaydım.
MUHABİR: Yemeğinize mi konuldu?
ADNAN OKTAR: Evet yemeğimle verilmiş. Eh şimdi bu, bunların üstüne gitmiyorsa devlet, ben ne diyeyim?
MUHABİR: Nasıl kurtuldunuz?
ADNAN OKTAR: Yargılandım. Beraat aldım, onu mu diyorsunuz?
MUHABİR: Hayır, sağlığınız açısından, aşırı dozda uyuşturucu
ADNAN OKTAR: Hayır hayır, yani yüksek doz, normalde çıkmaz. Onu söylemek istiyorum. Yani yetmiş iki saat insanın kanında kalmayacak miktarda verilmiş, yoksa bir insanın kaldırabileceği bir doz.
MUHABİR: Adnan Bey, birçok konuda birçok iddiada bulundunuz ama isim vermediniz. Bugün burada yaptığınız açıklamada Adil Serdar Saçan ismini ortaya koydunuz. Size inanan, sizin öğretilerinize inanan birçok insan var, siz Adil Serdar Saçanın böyle isim vererek böyle hedef haline getirdiğinizi düşünüyor musunuz acaba?Herhangi biri bir çılgınlık yapabilir mi acaba? Size inanan ya da Sizinle birlikte olan biri Adil Serdar Saçan'ın size kötülük yaptığını düşünerek.
ADNAN OKTAR: Yani Adil Serdar Saçan'dan bize bir kötülük gelir mi diyorsunuz?
MUHABİR: Yo, hayır, siz onu hedef göstermiş olmuyor musunuz isim vererek?
ADNAN OKTAR: Peki, kendiniz hukuki olarak siz bizden isim istiyorsunuz, isim veriyoruz hedef göstertmiş oluyorsunuz diyorsunuz.
MUHABİR: Hayır tek bir isim verdiniz, başka bir isim vermekten özenle kaçınıyorsunuz o anlamda soruyorum.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır olur mu onların...
MUHABİR: Bugünkü toplantı sanki sadece Adil Serdar Saçan'ın ismini vermek için yapılmış gibi bir toplantı gibi görünüyor.
ADNAN OKTAR: Hayır, hayır orda ne yapıldıysa yanlış yapılmış çünkü orda birçok yargılanan kişi var.
MUHABİR: Daha öncede anılmıştı zaten. Saçan'ın ismi bizim zaten bildiğimiz bir şey. Peki şunu o zaman ben size söyleyeyim. Biraz önce Tarkan Bey'e de sordum. Daha önce hiçbir dosya da yer almayan ifadelerin Yargıtay kararına geçmesi ile ilgili vakfınızın hukuki bir girişim olacak mı? Yani bu karara itiraz etme, kararı değiştirme, bu kararı reddetme gibi hukuki bir hakkınız var mı? Bu birincisi. İkincisi de, şu.. küçük kız. Tamam siz bunu alırken ben notuma bir bakacağım. Yani bununla ilgili hukuki bir hakkınız var mı? Bu durumu avukatlarınıza incelettiniz mi?
ADNAN OKTAR: Pek tabii ki
MUHABİR: İkincisi de çok özür dilerim, madem ortada bir çete iddiası var, fezlekelerde iddianamelerde geçen. Bu da Bilim Araştırma Vakfı çatısı altında olan bir organizasyon. Vakfınızla ilgili bir kapatılma talebi ya da girişim oldu mu gördüğümüz kadarı ile hala faaliyet halinde. Kaç üyesi var? Eğer devletin iddia ettiği şekliyle çetenizin şeklinde ifade edemeyeceğim ama vakfınızda kaç kişi var. Bu bayanlar erkekler şeklinde farklı isimler mi veriliyor, imameler filan. Bu oluşum değişmeyecek değil mi bu yargılama sürecinde, ya da hala var mı? Vakıf kaç kişidir, nerelerde nasıl hizmet veriyor. Bu da ikinci
ADNAN OKTAR: Bacılar, kardeşler, bunlar bir kere böyle bir şey yok. Yani bir gazete camiası, bir vakıf camiası nasılsa. Aynı şekilde bir dostluk arkadaşlık grubudur. Mesela arkadaşlar benim arkadaşımdır, , kardeşimdir yani özel bir anlamı yok.
MUHABİR: Kaç kişi var?
ADNAN OKTAR: Vakıftan o kadar yok. Sempatizanları var, sevgi duyanları var vakfa karşı. Dostlarım var, arkadaşlarım var. Sadece resmi vakıf mensupları değil benim çevrem tabi ki.
MUHABİR: Tabi, muhakkak. Biliyorsunuz dernekler yasasına dahil olunca üye oluyor.
TARKAN YAVAŞ: Değil, dernekler yasasına değil
MUHABİR: değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Değil, vakıflara bağlı. Bir de sınırlı üyeli,
MUHABİR: Vakıfta da üye şeyi geçerli değil mi?
TARKAN YAVAŞ: Geçerli ama sınırlı, üye almıyor, vakıfa üye alınamıyor. Kanunen öyle.
ADNAN OKTAR: Mesela konu harici gibi oluyor ama bu Yargıtay'ın belirttiği konu, polis fezlekesinde geçen konuları söylüyor ve bunu mahkeme araştırsın diyor, yeniden . Başka bir mahkeme bu konuda görevlidir diyor, yoksa bu konu doğrudur demiyor.
MUHABİR: Fezlekedeki bu küçük kızlar iddiası fezlekede mi var.
ADNAN OKTAR: Evet, polis fezlekesinde var ve öyle bir kız da yok, öyle birisi yok, olsa ismi olur. Biz küçük yaştaki bu kız kimmiş bilmiyoruz. Mesela manşetten vermişler kimmiş bu.
MUHABİR: Çete diye nitelendiriliyorsunuz ama biz sizin etkinliklerinize baktığımız zaman paşalar görüyoruz, orgeneraller seviyesinde. Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı katılıyor, bakanlar katılıyor, siyasi partilerin genel başkanları katılıyor. Yani bu çete enteresan. Neden böyle şeyler söyleniyor?
Neden böyle düşünülüyor?
ADNAN OKTAR: O kadar münasebetsiz bir durum var ki o kadar mantıksız bir durum var ki komediye de benzemiyor, drama da benzemiyor, yani kabus gibi. Ben bunu tarif bile edemiyorum. Nedir? Ne demek isteniyor, ben bunu anlayamadım. Yani çete ne alakası var, ben yazarım, arkadaşlarım var, tertemiz insanlar bunlar, hiçbirinin sabıkası yok, hiçbir suça bulaşmamış insanlar. Trafik suçu bile yok bu kişilerin. Nasıl çete olduk biz, dağa mı insan kaldırdık? Adam mı öldürdük, ne yaptık da biz çete olduk ben anlayamadım. Kendini savunmak niye çete oluyor? Falancayı da mahkemeye verdiniz diyor ve bu çete suçu gibi gösteriliyor. Peki kendimizi nasıl savunalım?
MUHABİR: Anlıyorum
MUHABİR: Herhalde bunu söylemek de bize düşmüyor. Başka bir şey çıkmazsa.. ki öyle görünüyor.
ADNAN OKTAR: Bence Türkiye'nin büyük Türkiye olması için sevgiye dostluğa çok büyük ihtiyacı var. Böyle manşetten haber vermek, bunlar asılsız iddialar, bunlara heyecan duymak, bunlara inanmak. Bak bizi bunlarla uğraştırıyorlar, mecbur oluyoruz cevap vermeye.
MUHABİR: Adnan Bey, söylediğim o, yani bunu söyleyenler Yargıtay olunca, basın bunu yazmak zorunluluğunda, yazıyoruz. Ben de şunu soruyorum. Mahkemelerden karşınıza çıkarılan bu suçlama, Yargıtay kararıyla tekrar önünüze geldi. Bunu hukuki olarak inceleyebildiniz mi? Yani bununla ilgili itirazınız olacak mı?
ADNAN OKTAR: Tabiî ki olacak tabiî ki.
MUHABİR: Ben de bunu soruyorum
ADNAN OKTAR: Yani bu bir kere kesin beraat alacak. Bu çok açık hiçbir delili olmayan bir dava. Net beraatlik. Yani tek bir tane delili yok. Tamamının cevabı verilmiş şeyler . Şantaj kaseti yok, şantaja ait belge yok, şikayetçi yok. Mağdur yok, yok yok yok . neye göre çete olalım. Olsa ortaya konur zaten, al kasetlerini getir koy ortaya. Yok öyle bir şey. Ebru Şimşek'i defalarca açıkladığım halde yine aynı konu gündeme geliyor. Benim bulunduğun evin tavanı bu tarz dümdüz tavan. Yani düz tavan. Asmolen deniyor. Ebru Şimşek hanımın bulunduğu ev kolonları aşağı doğru sarkmış alelade bir ev. Onunla alakası yok ve buna Yargıtay'da kanaat getirdi ve bu dava düştü. Ağır ceza da bunun bir iftira olduğunu kabul etti. Bunu çok detaylı açıkladı şerh yaptı ve bu dava düştü. Buna rağmen bu konu yine gündeme geliyor, ayrıca ben bu çocuğun bu hale gelmesinden de memnun değilim Ebru Şimşek'in. Ben mecbur olduğumuz için kendimizi savundum. Yani ben bir kadının bu hallere düşmesini istemem. Şefkat duyarım, velev ki bir suçu bile olmuş olsa, bu kadar fahiş olmasını bu kadar ortaya düşmesini istemezdim. Ama savunmamız icabı mecburen biz bunları delillendirdik
MUHABİR: Adnan Bey, türkiye'deki medya'nın sizinle ilgili yaptığı haberlerde ikiye bölünmesi nasıl yani bir kısım sizin lehinize yayın yapıyor diğer bir kısım ise sürekli aleyhinize. Bu neden kaynaklanıyor?
ADNAN OKTAR: Belki bu bir psikolojik alışkanlık yani Müslüman kesim dindar kesim muhafazakar kesim veyahut daha yakın olduklarım beni iyi tanıyor. Belki sol kesimin o kadar bağlantımız olmadığından beni iyi tanımadıkları için olabilir.
MUHABİR: eksiklik hissediyor musunuz bu bağlantı kuramamaktan?
ADNAN OKTAR: Tabi tabi ben onu dünde belirttim. Mesela dedim Ertuğrul Özkök beyefendi dedim isterse biz gidelim isterse o gelsin bir konuşalım. Veyahut Oktay Ekşi Beyefendi ile de olabilir. Yani bu gereksiz gerilim ortadan kalksın. Bir tek bizim için değil aklı basında makul olan insanların birbirine bu şekilde düşmesi doğru değil, Türkiye'yi bu zayıflatıyor gücünü kırıyor. İşbirliği yapmamız lazım, elbirliği olmamız lazım. Bu dış tehlikeler doğru bu bölünme tehlikesi doğru Türkiye için. Türkiye de cumhuriyet tarihinin en büyük ayaklanması var bugün güneydoğuda. Bunun şakası yok ve komünist ideoloji doğuda çok güçlü bir propaganda ile halkı etkilemeye çalışıyor. Buna karşı karşı ideolojik propaganda gerekir resmi kanaldan olmuyorsa bunu yapabilecek diğer kurumlara bu görevler verilebilir.
MUHABİR: Adnan Bey bu polis fezlekesi vatan gazetesinde yayına verilen ifadeler daha sonra sizin grubunuzdan ayrılan birkaç kişide geriye dönüp gazeteleri taradığımızda benzer şeyler söylüyor. Orda dikkatimi çeken çok önemli bir husus var, sizin özellikle namaz vakitleri konusunda bir öneri dayattığınız işte önce 5 vakit sonra 3 vakit daha sonra Arapça aslına bakarak bunun 2 vakit olarak işaret edildiği yönünde tavsiye de bulunduğunuz grubunuzun içinde buna uygun bir tavır geliştiği yönünde ifadeler var. Bununla ilgili olarak sanırım daha net bir soru gelmedi. Ya da geldiyse de yanıtlandıysa da ben görmedim. Var mı böyle bir şey?
ADNAN OKTAR: Bunu iddia edenler yanlarına Edip Yüksel'i oturtuyorlar bunu savunan kişiler, onu bize bu şahıslar iddia ediyorlar yani Edip Yüksel bunu savunan, bir hoca efendi daha var ismini söylemeyeceğim böyle tonton sevimli bir şey. Oda bunu savunuyor fakat bu iddia ile karşımıza çıkıyorlar , ben ehli sünnet inancını savunan Hanefi mezhebine mensup bir Müslümanım . Ömer Nasuhi Bilmen'in ilmihaline göre hareket ederim. Namaz 5 vakittir. Ehli sünnet inancındayım ben böyle bir inancım yok açık açık söylüyorum. Kitaplarımda geçer anlatıyorum yazdığım köşe yazılarında bunu açıklıyorum bunu iddia edenler Edip Yüksel'i sağına oturtuyor ve bana bunu anlatıyorlar. Bıraksınlar böyle mantıksız şeyleri. Edip Yüksel çırılçıplak namaz kılınabileceğini iddia eden bir kişi, namazın 3 vakit olduğunu iddia eden bir kişi, biz buna karşı mücadele veriyoruz, ben buna karşı yazı yazıyorum.
MUHABİR: Bir de grup içi demin bacılar kardeşler diye tanımladınız ya, çok özet gibi geldi, bu yapılanlardan bahsediliyor o gruptaki kişilerin birbirleriyle olan ilişkilerine dair çok sansasyonel şeyler gündeme geliyor. Ne söylemek istediğimi sanırım tahmin ediyorsunuz. Emniyetteki ifadelerinizin hangi koşullar altında alındığını bilemeyiz tabiî ki ama kamuoyunda sizinle ilgili en azından belli çevrelerde oluşan algı o emniyetteki ifadelerin yansıdığı fotoğrafla ilgili. ADNAN OKTAR: Arkadaşlar burda insana...
MUHABİR: Çok özür dilerim, o ifadeleri yani bütün detaylarıyla birlikte bir kez daha şey yapıyor musunuz? Yani onlar çok uygun olmayan koşullar altında dayatıldı, orda benim söylediğim farz edilen şeylerin hiç birisi bana ait değildir. Gruba dönük hiçbir suçlamalar doğru değildir gibi bir şey kesin ve net bir şekilde ifade eder misiniz?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlar aklı başında ve makul bir insan düşünsün o ifadeyi bir ele alsın. Yani hiç ben söylemeden desem ki bana işkence yapılmadı desem bile onu okuyan adam hemen anlar işkence yapıldığını. Dayatmayla onun yazdırıldığını hemen anlar. Yani bunu 10 yaşında bir çocuğa sorsanız anlar. Bu konularda vicdanlı olmak lazım. Bak bugün bana, yarın sana derler. Yani bu fikir sistemi savunulursa, bu düşünce savunulursa yarın bir gün başkasının başına gelir. Böyle adaletsizlikleri hiç kimse savunmasın. Burada ciddi bir tehdit olmasa bir insan öyle rezil iddiaların, abuk subuk iddiaların altına imza atar mı? Yani hayati bir tehlike olmasa onun altına insan imza atar mı? Yani dövülmekle, sövülmekle kurtulacağını bilse, insan yine atmaz ona imzayı. Demek ki ölümcül bir tehlike vardı canımızı kurtarmak için altına imzayı attık. E peki ben gidince savcıya, gider gitmez niçin söyledim? Ben baskı altında bunu yaptım, böyle bir şey yok. İşin doğrusu bu diye niye söylüyorum çünkü ben savcıya güveniyorum. Orda canım güvende. Hakim karşısına çıktım orda da canım güvende söyledim. Ama orada ben canımı güvende görmedim. Biz 7 gün uyutulmadık orda. Kollarımız arkadan bağlı, su borularına bağlı olarak, betonun üstünde oturtuluyoruz. Böyle bir ortamda insan başına gelecekleri tahmin etmez mi neler olacağını? Pek tabii ki bir an önce insan imzasını atıp bir an önce kurtulmak ister bu durumdan. Bak imzayı atmışsın diye buna sevinmek vicdanlı bir davranış değil. Yarın öbür gün bu zulüm aynı insanları sarabilir, bunu iddia eden insanları. Bunları savunmayalım, bunlar çok mantıksız şeyler. Bilakis biz burada mağduruz, yani burada destek olunması gerekir en azından bu konuda. Bunun altına imza, Türkiye'de bunun altına imza atmayacak insan yoktur böyle bir ortamda. Her kim olursa olsun onun altına imza atardı onun on misli iddia da olsa kim olsa altına imza atardı kim olursa olsun. İmzayı attım bir kere alkışlamak falan bunlar vicdanlı hareketler değil.
MUHABİR: Adnan bey şimdi etrafınıza bakıyorsunuz orada bulunan arkadaşlara da bakıyorsunuz , hepsi eli ayağı düzgün, genç, eğitimli kimseler. Siz bu insanlarla tanışmak için özel bir metot mu uyguluyorsunuz? Nasıl bu arkadaşlara ulaşıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Ben temizlikten hoşlanırım, kaliteden hoşlanırım. Estetikten hoşlanırım, sevgiden hoşlanırım. Yani güzel olan her şeyi severim ben. Etrafıma da güzelliği tavsiye ettiğim için, Allah güzelliği sever, dinin gereği de budur. Netice de bu şekilde oluyor. Yani onlar da dindar olduğu için Kuran'ın ahlakı bunu gerektirdiği için bu netice alınıyor. Ama ben arkadaşlar bakın ben ısrarla rica ediyorum. Bu polis fezlekesine inanma olayı ortadan kalksın. Bu bir zulüm oluyor. Yani can kaygısıyla imza atan insanları böyle mağdur durumda bırakmak yakışık almaz. Yani bugün biz olursak yarın başkasına olur. Bir de o devrin şartlarını bir düşünün. Yani Sadettin Tantan döneminin şartlarını bir düşünün. Akılcı düşünün. Ben polislerimizin hepsini tenzih ederim ama davalı olan kişiler, bunlar doğru. Yani 120 yıl hapis cezasıyla yargılanıyor bu insanlar. Demek ki bir şey olmuş. Yani bu işkencede sakatlanan arkadaşlarımız var. Adli Tıp raporları var bu konuda. Yani ne yapsaydım yani kendimi sakatlandırsa mıydım orda altına imza atmayıp da? En makul olanı yaptım. Zaten okunduğunda anlaşılır bu. Ben hatta beğenmediler yazdıklarımı şöyle daha da detaylandır dediler. Ben daha da detaylandırdım yani ufkumu genişlettim, düşündüm yani neler hoşlarına gider, daha şiddetli suçlar neler bulabilirim, daha abuk subuk şeyler yani onları rahatlatacak daha neler bulabilirim. Sonra beğendiler yazdığımı, gayet mutlu oldular. Çay falan ısmarladılar, çok sevecen bir ortam oldu. Çok mutluydun, diyorlar. Efendim?
MUHABİR: O şekilde ifade vermeseydiniz ne olurdu sizce?
ADNAN OKTAR: Bak bunu bana çok güzel açıkladılar. Dediler ki ayağınla yer arasında ne kadar mesafe var dediler, hayatınla ölüm arasında da o kadar mesafe var, dediler. E ben ne diyeyim bu durumda? Bana kokain komplosu yapılmış, tereyağından kıl çeker gibi bunu yapmışlar. Arkasından da bunu söylüyor bu şahıslar. Yani inanmayayım mı? Siz blöf yapıyorsunuz arkadaşlar ben size inanmıyorum, bir deneyeyim mi diyeyim? Bunun denemesi olmaz ki bir kere denenir bu.  
MUHABİR: Özür dilerim, o zaman bir de şöyle soralım. Siz ismini zikrettiğiniz için. Siz Sayın Sadettin Tantan'ın ismini verdiniz. Ve size komplo kuranları sayarken de bölücü örgütler ve masonik odaklardan bahsettiniz. Sadettin Tantan hangisine giriyor. Mason mu Sadettin Tantan ya da bölücü mü?
ADNAN OKTAR: Sadettin Tantan ne mason ne bölücü ama masonlar tarafından bence baskı gördüğüne inanıyorum. Masonlarca baskı altına alındığına inanıyorum. Çünkü öyle bir ifadeyi kullanmak daha ben gözaltındayken APO'dan daha tehlikeli bir hareket demesi, bunu Türkiye'nin İçişleri Bakanı'nın söylemesi inanılır gibi değil. Ben daha gözaltındayım. Yani ortada sabitleşmiş bir yargı kararı yok. Nasıl söylenir bu ve üstelik gözaltındayken bu. PKK dan, APO'dan daha tehlikeli. Yani o söylenecek söz mü? Ben bölücülüğün zıttı olan bir insanım. Büyük Türkiyeciyim. Türkiye'nin büyük olmasını isteyen bir insanım. Üniter devleti savunuyorum. Yani nasıl bağdaştırılırım ben bunla.

MUHABİR: O zaman masonların Türkiye Cumhuriyetinin İçişleri Bakanını baskı altına sokup karar aldıran, istediğine işkence yaptırma kararı aldıran bir organizasyon kadar güçlü bir organizasyon olduğunu söylüyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Şüphe ediyorum.
MUHABİR: O zaman Türkiye Cumhuriyeti Masonların, neredeyse yüzde yüz etkisi altında diyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Hayır demiyorum ben öyle bir şey
MUHABİR: İçişleri Bakanlığını, emniyet teşkilatını medyası, herkesin etki altında kaldığını söylüyorsunuz
ADNAN OKTAR: Yani bakınız bir bakana masonlar etki edebilir. Kesin de demiyorum. Bu sadece benim şüphem. Bu konuşma böyle bir etkiyle söylenmiş olabilir diyorum. Bu araştırılması gerekir bilmiyorum.
MUHABİR: Son bir soru sormak istiyorum. Sizin yaratılış atlası dahil sizin birçok yayınınız belirli çevrelere bedava ulaştırılıyor. Bunların yayın süreci için çok ciddi bir finansman gideri var. Vakfın finansman geliri nereden? Tüm bu faaliyetler hangi finansmanla sağlanıyor?
ADNAN OKTAR: Arkadaşlar benim kitaplarım iyi satıyor. Yani dünya çapında çok satan eserler. Bayağı satıyor. O kitap şirketi de o kazancının bir kısmını bu kitapların promosyon olarak dağıtımında kullanıyor. Olay bu.
MUHABİR: Sayın Oktar bütün davalar olsun, yaşadıklarınız olsun, bütün bunlar bir araya getirildiğinde benim kafamda çok önemli ve çok güzel bir roman canlanıyor. Böyle bir şey düşündünüz mü hiç? Bu yaşadıklarınızın romanlaştırılması? En azından benim için çekici geldi, bir paylaşayım dedim.
ADNAN OKTAR: Evet güzel bir söz. Roman, Türkiye bir düze çıksın, Türkiye bir rahatlasın, Türkiye'nin üzerinden şu baskılar bir kalksın. Beraber yemek de yeriz, sohbet de ederiz, roman da yazarız. Türkiye'nin şu an roman yazacak vakti yok. Yani Türkiye'nin etrafı sarılmış durumda. Acil hareket etmemiz gerekiyor.
MUHABİR: Birçok yazarımız bu yolu kullanarak en azından kendi ülkesindeki vatandaşları uyarmayla ilgili kendilerine böyle bir pay biçebiliyorlar  
ADNAN OKTAR: Olabilir
MUHABİR: fakat sizin kitaplarınız benzeşir biraz daha ağır kaçıyor. Tercih edilir fazla değil. Roman dilinde olmadığı için büyük ihtimalle, daha bilimsel bir araştırma olduğu için. Roman dilinde olursa daha iyi anlaşılır, diye düşünüyorum.
ADNAN OKTAR: doğru
ADNAN OKTAR: Yalnız o Tantan konusu Yanlış anlaşılmasın. Etki etmiş olabilirler, diye düşünüyorum. Yanlış bilgilendirmiş olabilirler. Yanlış yönlendirmiş olabilirler. Gereksiz tahrik etmiş olabilirler. Onu söylüyorum. Yani Talimat almıştır falan demiyorum.
ADNAN OKTAR: Yalnız Kanal 7'ye ‘Sen de mi Brütüs diyorum artık. İnanamıyorum. Kanal 7'nin internet sitesi. Yani inanılır gibi değil doğrudan veriyor böyle dediler diyor, veriyor. Yani hiç olmazsa bunun bir iddia olduğunu, polis fezlekesine dayandığını kısaca bir şerh edebilir. Ben de onlara ‘sen de mi Brütüs' diyorum. Artık ne diyeyim.